Salı, Ocak 17, 2012

ESKİ BİR FOTOĞRAFTA YAN YANA...

..."Üniversitedeydik.
Ortaköy’de deniz kenarındaki banklarda oturduğumuz bir gün yakınımıza bir dedeyle torunu gelmiş, kuşlara yem vermeye başlamışlardı. Yapmakta oldukları şey onlara öyle büyük bir zevk veriyordu ki kuşlardan bir de birbirlerinden başka hiç bir şeyi görmüyordu gözleri.
Adam, elindeki torbadan kuru ekmekleri özenle çıkartıp çıkartıp torununa veriyor, çocuk da büyük bir dikkatle küçücük elleriyle onları ufalayıp kuşlara atıyordu. Birlikte alışkın oldukları bir işbirliği ve uyum içindeydiler.
Derken adam yanlarındaki diğer torbadan sandviçlerini çıkardı. Evde hazırlanmış ekmek ve peynirden ibaretti yedikleri. Çocuk arasıra yerinden kalkıyor kuşlara doğru koşuyor, sonra koşarak geri gelip dedesine sarılıyor, derken sandviçinden bir lokma ısırıyor, adamın yüzünde büyük bir mutluluk ışıldıyor ve bu böyle sürüp gidiyordu. Ta ki çocuk, koşarken düşüp dizini yaralayana kadar.

Dedesiyle birlikte biz de yerimizden fırlamıştık. Birlikte çocuğu yerden kaldırdık. Dizleri, elleri kan içindeydi. Canının yandığını sadece gözlerinde biriken yaşlardan anladık. Ne haykırdı, ne bağırdı. Sadece dedesine baktı ve "yok bir şey dedeciğim, canım hiç yanmadı ki" dedi, küçücük elleriyle ona dokunup teselli etmeye çalıştı.
Adam dönüp bize baktı ve "bu hınzır hep böyledir, hiç ağlamaz hep benim için endişelenir" dedi. Civar kafelerden birinden aldığımız kolonyalı mendille çocuğun yüzünü ve dizlerini sildik.
Ayağa kalktığında çocuk zar zor yürüyordu. Arkadaşım onu kucağına alıp banka kadar taşırken yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Belki kendini az sonra prensi tarafından atına alınıp kaçırılacak bir prenses gibi hissetmişti, o yüzden gülümsemişti.
Bu sefer dede, torbasından çıkardığı meyveleri paylaştı bizimle. Bir süre bankta oturduk, sohbet ettik. Akşam olmak üzereydi. Dede evlerine dönmek üzere yerinden kalktı. Arkadaşım, dedenin ısrarlarına rağmen küçük kızı kucakladı ve onu evlerine kadar kucağında taşıdı.

Dede "bizim fakirhaneye gelseniz ne kadar mutlu edersiniz" diyerek bizi evlerine davet etti. İlkin, evdekilere rahatsızlık vermek istemediğimizi belirterek, gitmekte tereddüt ettik. O zaman yaşlı adam, "ne rahatsızlığı evde torunumla benden başka kimse yok" dedi. Birlikte eski bir apartmanın bodrum katına indik. Daire, kapıcı dairesiyle karşı karşıyaydı. Adamcağız kapıyı açtığında tek göz, sobalı, duvarlarında siyah beyaz fotoğrafların olduğu, üst üste eşyaların durduğu, dağınık ama temiz bir odada bulduk kendimizi.
Bir köşede mutfak oluşturulmuş, sucuklar kurutulmak için asılmıştı. Yaşlı adamcağız bizi ağırlama çabasıyla, kuruyemiş ve meyve getirdi. Bodrum katı olması nedeniyle serin ve rutubetli olan odayı ısıtmak için sobayı yaktı. Küçük kız divana uzandı, temiz havanın ve günün yorgunluğuyla sakin bir uykuya daldı. Dedesi başının altına bir yastık yerleştirdikten sonra bize anne babasının hikayesini anlatmaya başladı.

Yaşlı adamın kızı ile damadı sevişerek evlenmişler ama bir süre sonra kavgalar başlamış, damadı yeni doğan bebekle birlikte anneyi bırakıp gitmişti. Yaşlı adam, kızını ve torununu yanına almış, bir süre sonra kızı da Almanya'ya çalışmaya gitmişti. Aslında önceleri, kızının torunuyla kendisini yanına aldıracağını ummuş, sonra bir gün kızının da orada evlendiğini ve bir süre daha buralara gelemeyeceğinin haberini almıştı.

Ayrılmak üzere kalktığımızda duvardaki resimlerden biri arkadaşımın dikkatini çekti. Yaşlı adam onun ilgi gösterdiğini görünce yakından bakabilmesi için resmi alıp ona verdi.Taksim'de bir mitingte pek çok genç, ellerinde pankartlar bayraklar yürüyüş yapıyor, tek elleri havada slogan atıyorlardı. Yaşlı adam, kalabalığın içinden birisini göstererek "bak, burada yüzü yan dönmüş olan kişi benim" dedi.
Arkadaşımın şaşkınlıktan gözleri açılmıştı. Yaşlı adama, "işte şuradaki de benim" dedi.
"Biz sizinle aynı zamanda, aynı yerdeymişiz bir zamanlar. Üstelik aramızda sadece bir kaç kişi var. Belki birbirimizi görmüşüzdür bile, aynı safta durmuşuz" dedi. Gerçekten da fotoğrafta arkadaşımın yüzü seçiliyordu. Neredeyse yaşlı adamla birbirlerine bakıyorlardı. Belki de bize öyle gelmişti.
Hayatın içinde akıp giderken, farkında olmadan nasılda kesişiyordu yollarımız. O fotoğraf olmasadaydı onların bir zamanlar aynı yerde, ortak değerler için birlikte hareket eden bir grubun içinde yer aldıklarını bilemeyecektik.

Geçmişten, devrimcilik anılarından konuştular bir süre. Sarılıp, birbirlerini kucakladılar. Gözleri doldu her ikisinin de.
Sonraki zamanlarda hep onları hatırladık. Hatta bir gün ziyaretlerine bile gittik. Küçük kız okuldaydı. Yaşlı adam yine bizi mutlulukla ağırladı. Bizi geçirmek için aparman kapısına kadar çıktı ve biz giderken uzun uzun el salladı arkamızdan.
Onları hep arayıp soracağımıza söz verdik birbirimize. Sonra yine hayatın koşuşturmacasına daldık."....
.

14 yorum:

Coşkunlu Figen dedi ki...

Güzel paylaşımıznız için teşekkür ederim.Dünya küçük.İçim gitti dede ve torununa .Allah yardımcıları olsun.

annemahsustan dedi ki...

benim için; çok etkileyici bir yazı olmuş. Kalemine sağlık...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Figen hoşgeldiniz! :)
Dede torunun hikayesi çok etkileyici, haklısınız.
Bu arkadaşımdan dinlediğim bir hikayeydi, yıllar önce yaşanmış ve devamı da var üstelik.
Umarım, artık o küçük kız çoluğa çocuğa karışmış ve mutlu bir hayat sürüyor olsun.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Annemahsusutan...,
Bu hikayeyi aktarmakta tereddütlüydüm, çünkü hüzünlü tarafı çoktu.
O nedenle iki erkeğin yıllar önce aynı noktada bir fotoğraf karesinde buluşmalarına dikkat çekmek istedim, ama...
:(

Leylak Dalı dedi ki...

Çok hoştu, hikayelere devam Ekmekçim...

bilge ve annesi dedi ki...

Çok güzel ve etkileyici bir hikaye, hüzün ve o fotoğraf karesi çok etkiledi beni, hayat çok garip değil mi?

hafif abi dedi ki...

ne güzel... devam, devam!

gyy dedi ki...

Hızlıca okudum ki hangi kitaptan alıntı olduğunu görebileyim; meğer sizin dilinizden yazılmış bir öyküymüş:)) Kısa bir roman olmasını çok arzu ederdim, ne dersiniz olur mu hem siz de yazmışsınız devamı var diye. Sevgiler, Gülçin

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Arkadaşlarımın hikaye dağarcığını kurcalıyorum. Bakalım, unuttuğumuz neler var?...
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Bilgekızınannesi,
Hayat çok garip, hem de çok!
Bir başka fotoğraf hikayesi daha var, anlatacağım.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Mersi abiciğim.
:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Gülçinciğim,
Aman! Bir hata olmasın, düzelteyim hemen.
Bu hikayeyi ben yazmadım. Arkadaşım anlattı ve sonra da yazdı. Ben bir-iki düzeltme yaptım ve buraya aldım.

Bu hikaye anlatma işine başlarken söylemiştim, ortak anılarımızdaki hikayeler bunlar...
:)

Adsız dedi ki...

Sizlere kocaman bir aşk olsun:)beni ağlattınız ya.( bende adresini isteyip,gitmek için acele edeçektim.çok şükür şu an geçek deyilmiş.seni bir yakalarsam görüçeksin gününü.;)) sema

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sema hanım hoşgeldiniz! :)

Hikaye yaşanalı otuz seneden fazla oldu. Şu anda yapacak bir şey yok.
Yine de şimdi bile benzerini yaşayan çok insan vardır, bir yerlerde...