Cumartesi, Haziran 21, 2014

Paris'te Bir Haftasonu ya da bir fincan kahvenin hatırı mı, kokusu mu?

Gündönümü'ndeyiz. Bugün 21 Haziran. 
Geçen sene 21 Haziran'da Roma'daydık, çocuklarla birlikte. Gün boyunca o kadar uzun uzun yürümüş ve yorulmuştuk ki, gündönümü aklıma bile gelmemişti.
Bir önceki sene Bayan D. ve E. ile Boğaziçi'nde nefis bir günbatımı eşliğinde oturup şerefe birer kadeh şarap içmiştik.
2011'de 21 Haziran'da değil, ama 22 Haziran'da gündönümü kutlamıştık, bu defa Cihangir'de 5. Kat'ta manzaraya karşı oturmuştuk.
2010'da Turgut Reis'te tatildeydik, annem bizimleydi ve hastalanmıştı. Telaşlı bir gün geçmişti, gündönümü yine akla gelmemişti.
Bu sene de gündönümü kutlama faslı olmadan geçecek belli ki...





Sabah hızlı başladı, apartmandaki boş bir dairenin ortalığı velveleye veren bir alarmını susturmak için benden yardım istenmiş. Ben o sırada pilatesteymişim, spor sonrası telefonumda 6 defa çeşitli cevapsız arama görüp telaşa kapıldım. Sonra apar topar eve dönüp, yol boyu çeşitli telefon konuşmaları yapıp, alarmı çalan dairenin sakinine ulaşıldı, evin anahtarı ve elektrikçi getirildi, vs. vs.
Neyse, velveleci ses bir saat daha vıyvıylayıp, sonunda susturuldu. Olan hiç programlamadığım hale gelen sabah programıma oldu. 

Patırtı bitince, kendime bir sade kahve yaptım. Kahve kokusunu severim ya, ille de pişerken çıkan kokuya bayılırım. İçime çektim nefes nefes.
Bugün, benim için, yakın geçmişte canımı sıkan bağzı şeyleri  olayları kişileri nadim olmuş, süt dökmüş şekilde bir çeşit çevremde bulma günü oldu. Bunları okuyup birden heyecana kapılma sevgili okuyucu, bunun bir return vak'ası olmadığını, bambaşka konularda yaşandığını hemen belirteyim.




Dün akşam, hiç akla gelmeyen şekilde hoş geçti. İş çıkışı ani bir kararla Paris'te Bir Hafta Sonu / Le Week-End  filmine gittim.
Çok hoş bir film, zaman zaman bıyık altı gülerek, zaman zaman hafif iç burulmasıyla seyrettim.
İsterseniz buradan bir bakınız: Tık! 

Çıkışta, vapura mı deniz otobüsüne mi yetişsem, şu İstiklal Caddesi kalabalığını nasıl aşsam diye düşünerek yürürken, fakülteden eski ve sevgili arkadaşım N.'nin yanımdan geçivermekte olduğunu gördüm.
Seslendim. Sarıldık. Ayaküstü sohbete başladık.
Sonra baktık laf uzuyor, bir yerde oturup kahve dondurma eşliğinde çene çaldık.
Bir saatlik muhabbet sonunda o arkadaşlarıyla buluşmaya Tünel tarafına yollandı, ben Taksim, Kabataş, Kadıköy hattına, karşıya geçmeye.
Deniz üstünde hava pek güzeldi, şu köpük köpük bulutlardan vardı, altlarından günbatımının kızıl şurubi renkleri parlıyordu.

Kadıköy Meydanı'nda beni bir sürpriz daha bekliyordu.
Geçen sene Gezi'de bir gece sabaha kadar piyano çalan Martello, bu defa Soma için Kadıköy'de çalıyordu. Durdum, dinledim bir süre.
Bir bakayım derseniz, o da burada. Tık! 

İstanbul yine güzeldi, hasılı...


3 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Filmi bende evde izledim, bazı bölümlere çok güldüm, şu sosis meselesi hele koltuktan düşürdü :)
Epye karmaşık bir sabah geçirmişsin Ekmekçim, umarım öğleden sonrası iyi geçmiştir.
Yorum salağı arkadaşım sevgiler yollar...

Leylak Dalı dedi ki...

Ay tabi yorum salağı arkadaşın olacaktı, arkadaşım değil, özür :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Neyse ki, öğleden sonra ve akşamüstü sakin geçti! :))
İyi haftalar olsun. :)