Salı, Mart 01, 2016

dört senede bir gelen gün, şubat'ın yirmidokuzu

bu sene, benim için 29 şubat pek anlı şanlı geçti, doğrusu.
bir kere uzun zamandır olmadığı kadar yoğun bir sis bütün gün deniz üstünden kalkmadı. öyle olunca kimi zaman gemilerin sis düdükleri, kimi zaman  siste yüzüyormuş gibi duran kızkulesi filan şiirsel duygular uyandırdı. gel gelelim, karşıya gidip gelmek hayli meşakkatli dahası korkutucu hale geldi. akşam iskelelere kepenk indirilmeden hemen önce bindiğim deniz otobüsü iskeleye yanaşana dek, körebe oynar gibi hissettim!

öğlene dek büroda aysonu işleri, banka işleri, ödemeler ile meşguldüm. öğlenden itibaren ziyaretçi akını başladı; dilekçe imzalamak için gelen bir yakınımız, yakın zamana dek birlikte çalıştığımız genç arkadaşımız ve yıllar öncesinde kendisi çocukken tanıdığım şimdi 5 çocuk annesi olmuş genç kadın.
her biri değişik duygular uyandıran sohbetler...
özellikle saçı iki örgülü halde ilkokula gidişini bildiğim güzel kız çocuğunun, dertli boşanmalar yaşamış, tedavi edilmesi sürekli ilaç kullanmasına bağlı rahatsızlığı olan yorgun bir kadın haline gelmesi beni çok sarstı.
hayat herkese aynı şekilde davranmıyor. adil mi, hiç değil!
umarım başvurduğu ve beni referans gösterdiği işe onu alırlar ve bu defa umutsuzluk zincirini kırar, t.

akşam evde kızımın sinirine maruz kaldım. ygs yaklaştıkça bizimkinin heyheyleri tepesine çıkıyor ve sonsiniremicianne olarak ben o heyheyleri kışkışlanması için şamarannesi oluyorum.
neyse yaa, helal olsun yavruya. bu da geçecek elbet.

şubat'ın yirmidokuzuna kadar geçen yakın günlerde şöyle şeyler oldu:



nefis taze soğan, baharlık, yemyeşil, taptaze...

aşurelik buğday ve kuru börülceyi haşladım. bol yeşil soğan, ufaklanmış ceviz içi, ufaklanmış beyaz peynir, ince doğranmış marul, zeytinyağı ve nar ekşisi ile harmanladım.
nefis bir salata oldu.
deneyin.



canım şebi kaç zaman önce bahsetmişti, palyaçolar üstadı slava polunin'den. 
gel zaman git zaman, iki aydan fazla oldu, bir de baktım slava zorlu'ya geliyor. çocuklarla gideriz diye biletleri erken erken aldım, sonra bizimkiler niyeyse istemediler hatta burun kıvırdılar.
 iyi ya, ben de arkadaşlarımla giderim. netekim, öyle oldu.
çocukluğun en saf duygularıyla oynadığımız balonlar ve hakiki bir kar fırtınasıve de üzerimizden aşırdığımız örümcek ağları gösterinin en coşkulu anlarıydı.
baştaki blue canar/mavi kanarya şarkısı, ve istasyondaki palto sahnesi benim için unutulmazlarıydı.
burada  gösterideki nefis müzikleri bulacaksınız.
dinleyin bence, gösterinin videolarını izleyin bir de.




şubat ayının son armağanı, balkondaki sukulentlerin saksıda kuytu köşede kendi kendilerine coşup çiçeklenmeleriydi.
isteyene verecek bir dolu yavru sukulent oldu, bu çiçekler sayesinde.


Hiç yorum yok: