Çarşamba, Ocak 17, 2018

bekledim de gelmedin!

aaahh bu kargo şirketleri ahh! 
beklersin gelmezler, nasılsa gecikir diye dışarıda bir iş halletmeye kalkarsın, kapıya kağıt yapıştırırlar, "geldik evde yoktunuz!"
söylene soflana beklemek yerine aradan bir kaç evrak yazışma işini çıkardım, yetmedi.
canım bloguma sığındım nihayet, son çare.

herşey bittikten bu yazıyı yazdıktan sonra, gittim kargo şirketinin şubesine ve üst üste yığılı bin tane paket arasında, derinlerde bir yerde kurtarılmayı bekleyen kargomu alıp eve getirdim.
tee allaam!

önce sinema ve tiyatro  haberleri
geçen hafta başında fakülteden beri  arkadaşım N. ile buluşup birer çay kahve ve sohbet arasında sinemaya gittik.
"arif v 216"yı seyrettik.
ben çok eğlendim, zaman akıp gitti. N. çok mutlu olmadı filmden, fazla küfürlü dedi. bana öyle gelmedi, ama kulağı rahatsız olduysa yapacak şey yok.

hafta sonuna doğru tiyatroya gittim, moda sahnesinde. bu defa mavi yolculuk kızlarından  S. ile birlikteydik;  "hansel ve gretel'in öteki hikayesi"ni izledik.
oyunu ve ayça bingöl ile salih bademci'nin performanslarını beğendik, ikimiz de.

pazartesi ilk değilse de ikinci iş olarak, uzun süredir beklediğim "daha" filmine gittim.
kitabını okurken,  anlatılanların gerçekliği ve olayların çarpıcılığı nedeniyle bir yandan dehşete kapılmış, diğer yandan yorumun dürüstlüğü ve olduğu gibi aktarılan hayatlar nedeniyle yazar hakan günday'a hayran olmuştum.
hakan günday filmin senaryosunun da yazarlarından. film birebir romanın aktarılması şeklinde değil,  senaryo daha çok baba-oğul ilişkisine yoğunlaşmış.  sığınmacıların kaçırılması ve yaşadıkları diğer olaylar, bu ilişkinin temelindeki şiddetin toplumdaki yansıması olarak varlar.
filmin seyri zor, ama bilmekten kaçılması imkansız.
onur saylak'ın bu ilk yönetmenliği takdire değer.

gelelim kitaplara
son iki haftada beni çok mutlu eden iki kitap okudum.
ikisi de arundhati roy'un, önce son kitabı "mutlak mutluluk bakanlığı"nı, onun hemen ardından ben yıllardır neler kaçırmışım diyerek ilk kitabı "küçük şeylerin tanrısı"nı.
iki kitap da kalbimin üstünde tuttuğum, bitmesin isteyerek heyecan duyduğum bir yandan da merakla okumaya devam ettiğim kitaplar oldu. 
romanlardaki olaylar, tarihi akış, insan ilişkileri, trajedi boyutunda yaşantılar hepsi çok etkileyiciydi.
yazarın delice titiz bir çalışmayla, binbir ayrıntıya dikkat ederek yazdığını düşünüyorum.
kitabın edebi hali dışında, bir coğrafyayı bütünüyle yaşatması ayrıca ilginç. daha önce pek ilgimi çekmeyen hindistan, artık aklımdan çıkmıyor. kuzeyi, güneyi, etnik karmaşası, siyasi tarihiyle, insanıyla, sanatıyla zihnimin bir köşesinde artık.

vee müzik
bu satırları yazarken  fazıl say'ın son albümü güz şarkıları çalıyor.
daha önceki ilk şarkılar ve yeni şarkılar bir kaç dinleyişten sonra vazgeçemediğim albümler olmuştu. sanırım, güz şarkıları'nı da sözleriyle birlikte benimsemek ve sindirmek için bir kaç kez daha dinlemek yetecek.




dün hava yağmurlu bahanesine sığınıp evden çıkmadım.
fındıklı çikolatalı krema yaptım, ekmek mayaladım.
tam soğuk ve yağmurlu havada ev işi keyfi oldu!

3 yorum:

hafif abi dedi ki...

güneş beni çağırıyor bugün. bense kendimi müziğe verdim. bu arada musiciswindofmysoul bininci postunu idrak etti çavdar teyzem! vapurlar falan :)

hafif abi dedi ki...

...núria rial ile olmasa bile patricia petibon'la.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Abiciğim,
Buralara geldikçe sizin müzikleri mutlaka dinliyorum. Her defasında yeni sürprizler oluyor ve çok keyif veriyor seçimleriniz.
İkibin olsun en kısa zamanda, haydi! :)