Çarşamba, Temmuz 10, 2019

AĞAÇLARIM

Önceki sabah Twitter'da haberlere bakarken bir videoya denk düştüm. Genç bir kız "kesmeyin hocam, kesmeyin!" diye sesleniyordu  ağaç kesen birilerine, canından can alıyorlarmışcasına ağlıyarak.  O genç sesin çığlığını duyunca, benim gözyaşlarım da akmaya başladı. 
Olanı biteni o an ayırtettim, ağaçsevmez-betonseverler işbaşındaydı ve ODTÜ'deki kavaklığı kesmeye girişmişlerdi. Sonra, araya girenler, tartışmalar, mühürlenen inşaat ve yine de kesilen kavaklar...

Bugün, sevgili Zelda güzelim blogunda "...çocukluğumdan bu yana içimde sakladığım, bende derin izler bırakan ağaçları ... yazmaya karar vermiştim..." diyor ve uzun uzun anlatıyor. 

Yazısı bana ilham verdi, ağaçlarımı yazsam ben de... Hem ağaç sevmezlere, kendisinden başka canlıya hayat hakkı tanımazlara -belki birazcık anlayış sağlamak için- durmadan anlatmaktan başka ne yapabiliriz ki?

******


İlk çocukluğum Anadolu'nun bozkırında Yerköy'de geçti, oradan hatırladığım ağaç yok. Ancak o yıllardan yaz tatilinde Malatya'ya gittiğimizde, bahçede, babaannemin silkelemek için tepesine tırmandığı dut ağacı ve onun altına temiz bir çarşaf gerip beklememiz ve sallanan dallardan olmuş dutların pıtır pıtır düşmeleri aklımda. Ankara'ya gittiğimizde ise, anneannemin evine komşu ilkokulun bahçesindeki meşe palamutunun meyvelerini toplayışımız.


Babam Yenişehir'e tayin olduğunda, yeşillikler içindeki yaşam başladı ve bitki dünyasıyla tanışmaya, onları merakla izleyip ayırtetmeyi öğrenmeye başladım.

Bahçenin komşu bahçeye bitişik köşesindeki leylak ağacı, o günlerden ilk aklıma gelendir. Sonra, arka bahçedeki koca çatallı kalın ana dalları arasına salıncak kurup, bütün yaz kitap okuduğum vişne ağacını düşününce bugün bile mutlu olurum.

Lise yıllarımın geçtiği Samsun'dan hatırladığım, kayda değer ağaçlı bir anı bulamadım düşününce. Ağaçsızlığın sebebi, hem ergenliğin dipsiz kuyusundan çıkmaya çalışmak, hem memleketin itiş kakışlı yıllarının etkisi olsa gerek.


Üniversite için İstanbul'a gelince, ağaçlı yıllar yeniden başladı. İstanbul Üniversitesinin  merkez binasının bahçesindeki koca çınarlar, binaları ve Beyazıt Kulesini görkemleriyle sarıp sarmalıyorlardı.

Sonraki yıllarda Bakırköy'de oturduğumuz apartmanın bahçesindeki aylandız ağacını, ağaçlar envanterinde bir başka virgül oldu. Yıllar içinde serpilen ağacın bol gölge verdiği küçük balkonda oturup az kitap okumadım, arkadaşlarla az muhabbet etmedik.

Üniversite'nin son yıllarında, bahar geldiğinde İstanbul'un çoğu eski semtini özellikle Boğaziçi kıyılarını mora boyayan bir ağaç keşfettim, erguvan. O gün bu gündür, kalbimde ayrı bir yeri var bu ağacın, bu renk cümbüşünün.

Şehrin pek çok yerindeki erguvanı bilirim, zamanı gelince tek tek gidip ziyaret etmeye çalışırım. 
Son yıllarda Fenerbahçe Parkı'nın gözden ırak kısmındaki ağaç, en sevgili erguvanım. Ne çare, zaman içinde, o kocaman ağaç önce bir koca dalını, sonra onun kolunu kaybetti. Bu sene, herşeye rağmen, azimle gövdesinden taze sürgünler verdiğini görmek, gözlerimi yaşarttı. 

İstanbul'un ağaçları derken, kalbimde anısı olan pek çok farklı ağacı anmalıyım:

Ortaokul son sınıfta, Haziran ayı ortalarında bir sınava girmek için geldiğim İstanbul'da, Arnavutköy'de babamla yürürken duyduğum nefis parfüm kokusu eşliğinde kocaman tabak biçiminde beyaz çiçeklerini gördüğüm ağaç; manolya.
Yine yaz başı, bu defa Aşiyan'da bir apartmana aile büyüğümüzü ziyarete giderken, bahçe girişinde beni durduran uçucu koku; ıhlamur.
Şimdiki evimizin bulunduğu Bostancı, Kozyatağı civarında bol ve çeşitli ağaç var. Baharda sırayla  her birinin mis kokularıyla bayram ediyoruz; mimozalar, iğdeler, pitosporumlar, gülibrişimler...
Mimoza dedim de, Burgazada'da Kalpazankaya'ya tırmanırken sağ tarafınızda kalan derin vadideki mimozaları  bir kaç sene önceki görüşümün anısının yeri başka, galiba.
Atkestanelerini unutuyordum nerdeyse, beyaz ve nadiren pembe şamdanlarıyla ilkbaharın, patır patır döktükleri meyveleriyle sonbaharın habercisi onlar. 

Zeytin ağaçları var sonra, Ege'de, İznik Gölü çevresinde gördüklerim, kocaman gövdeliler, eğri büğrü olmuşlar, yan yatmış gibi duran, yine de içinden genç canlar fışkıranlar.

Bir de, evin balkonunda yıllardır yetiştirdiğim ve bir kez meyve bile veren  zeytin fidanı sonra... 
Şimdi balkonda meşe ve akasya fidanları büyütüyorum, üç senedir büyüttüğüm meşe ve avokadoyu bu sene apartmanın bahçesine diktik. Bu kışı geçirsinler hayırlısıyla...






Bilgi kaynakları,  Bougainvillea  / Begonvil için "mor, beyaz, pembe ve kırmızı renkte çiçekleri olan, tırmanıcı özellikte ve ağaçsı bir bitkidir" diyor.
Diyor da, bizim mahalledeki bu güzellik ağaç olarak tanımlanmayı hak etmiyor mu?

16 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Bu konuyu çok sevdim, sende ve Zehra'da okumak zevk verdi. Ben de döşeneceğim şimdi bir tane :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Çok yaşa sen! Kalbimden geçeni okumuşsun, inan.
Diyordum ki, bu yazıyı okuyan ağaçseverler de kendi ağaçlarını yazmak istese ne güzel olur. Olur hem de ne güzel olur. :)

*mehtAp dedi ki...

bende yazmak istiyorum, sizi okurken hayatımdaki ağaçları düşündüm.

Geçmiş Bahar Mimozası dedi ki...

Ne güzel bir yazı olmuş, siz anımsamışsınız fakat cümleleriniz okuyana adeta yaşatıyor o zamanları..

Mert (Kafa Dergi) dedi ki...

Ne güzel bir fikir bu!
Ağaçlardan bahsetmek beni de çok sevindirir... :)
Beklerim blog'uma, sevgiler :)

Zelda Capulet dedi ki...

çok mutlu oldum yazmanıza :))) keşke herkes yazsa...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Mehtap,
O güzelim ağaçlarınızı okudum şimdi, ellerinize sağlık.
Sevgiler. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Mimoza,
Teşekkür ederim, ağaçlarla ilgili hatıraların canlanması mutluluk verici. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Mert,
Yazmayı tutkuyla sevmeniz, azimle yazmanız ne güzel.
Heybeliada yazınızı çok sevdim, elinize sağlık.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Canım Zelda,
İlham kaynağım oldun, teşekkürler.
Bir kaç ağaç yazısı yakaladım, çok güzel oldu.

buraneros dedi ki...

Yazıyı çok sevdim bu kesin. Fakat lise, Samsun, memleketin itiş kakışlı yılları, dipsiz kuyu kelimeleri bu yazıyı ilk okuduğumdan beri aklımda dönüp duruyorlar. Az önce film yazınızı okuyunca, yazlık sinemalar kısmı da tetikleyince, tekrar buraya döndüm. Tahminler yürütüyorum:) Kurduklarıma göre ağaçsızlık kısmı ayrık otu gibi kalıyor. Diyorum ki kendi kendime, eğer söz konusu olan o yıllarsa, bu şehirde Lise denince anlaşılan, bizim Lisedir. O zaman ağaçsızlık ne?! Yazıdaki vurguyu tabii ki anlıyorum. Benimkisi merak:) İpuçlarından hareketle bir sonuca varmaya çalışıyorum. Biraz daha zamana ihtiyacım var sanki. Tamamlayabilirsem bulmacayı ki zor görünüyor, haber vereceğim size de, merak etmeyin:)

kadriye dedi ki...

Ne güzel bir konuyu yazmışsınız. Bende hayatımda ki ağaçları düşündüm şöyle bir. Her yaz çıkan orman yangınlarında ağlıyorum bende ve dua ediyorum sadece, elimden gelen tek şey. O yangınları da çıkaran, bilerek veya bilmeyerek, yine insanlar.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Buraneros,
Yazılarınızda "Samsun"u seçince içimden bir "vaayyy" demiştim.
Babam, Samsun'da hakimdi, onun görevi sırasında liseyi Samsun'da okudum; 19 Mayıs Lisesi, 1974 giriş, 1977 çıkış. Evimiz, Lise Caddesindeydi, lisenin karşısındaki Lise Apt. hem de. :))

Fakat, ne yazık ki, ben lise bahçesinden hiç ağaç hatırlamıyorum, hatta Samsun'dan aklımda kalan ağaçlık alan yok, belki biraz fuar alanı? Aslında o yıllarda Sinop'a, Ordu'ya ya da yakınlardaki başka yeşillik kırlık yerlere gitmiştik. Ancak, "dipsiz kuyu" etkisiyle olsa gerek hafızamda Samsun çok silik.
Yıllar sonra çocuklar küçükken yaptığımız Karadeniz gezisinde Samsun'da bir gece kalmış, eskiyi hatırlamaya çalışmıştım. Hatırlayamadım yine!

Şimdi siz söyleyin, lise aynı lise mi ve bahçesi ağaçlı mıydı? :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Kadriye,
İnsanlar, evet! Her konuda iyisi de onlardan geliyor, kötüsü de...
İyiliklerin çoğalması dileğiyle. :)

buraneros dedi ki...

Sevgili Ekmekçi Kız,

Bizim lise olduğunu hissetmiştim, emin olmak istedim ki sonrasında kesinlikle dedim.:) Siz yazmamış olsaydınız ben Lise'nin altını çizecektim:) Giriş tarihlerimiz aynı fakat benim çıkış tarihim 2 yıl rötarlı:)

Okula girişte sol tarafta bankların olduğu yerde ağaçlar vardı, Atatürk Ortaokulu'nun bahçesinde ve bizim spor salonunun etrafında da... ayrıca havacılık, resim atölyesi ve bandonun olduğu, girişin sağındaki küçük binaların etrafı ve kız enstitüsüne kadar olan bölüm ağaçlıktı; sonradan o alan basketbol sahası oldu ve ağaçlar kesildi ki yanlış hatırlamıyorsam-o kadar çoktu ki- bunun için eylem de yapmıştık... şu an beton.:)

Okulu aklımda kesinleştirdikten sonra aslında hissim biraz daha ileri taşımıştı beni. Şimdi babanızın mesleğini de yazınca acaba diyorum; o acabam, babası avukat olan ortak bir kız arkadaşımız olabilir mi?

Fakat biraz daha düşünmem lazım:) Sonra bir soru sorabilirim:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Buraneros,
Okuldaki ağaçları biraz hatırlar gibi oldum ve fakat babası avukat olan bir kız arkadaş hatırlayamadım. Benim üç senelik sıra arkadaşımın babası hekimdi ve onlarla aynı apartmanda oturuyorduk.
Bu arada, eski albümleri karıştırıp bir iki fotoğraf buldum ve Nisan 1977 tarihli bir fotoğrafın arkasında 6 Fen-D notunu gördüm.
İstanbul Hukuk'a başladığımda tesadüfen Samsun'lu iki kız arkadaşım olmuştu ve ikisi de bizim liseden değil, Kolej'dendi. Şimdi yazdıkça hatırlıyorum, fakülteyi bitirdikten yıllar sonra, bir hakim arkadaşımız kendisiyle aynı liseden olduğumu söylemişti de şaşıp kalmıştım.
Bakın bir kez daha ortaya çıkıyor, o yıllar kayıp bende. :)