Pazartesi, Ağustos 31, 2015

YÜZADALAR KENTİ


Ağustos ayı kısmen tatil ayı oldu, benim için. Tekneden hemen sonra çocuklarımla Cunda'ya gittik ve birlikte çok mutlu olduğumuz bir tatil yaptık.
 Coğrafi olarak bir adalar kenti Ayvalık, Cunda Ayvalık'ın adalarından bir ada. Adaya iddiaya göre "Türkiye'nin ilk Boğaz Köprüsü"nden geçilerek ulaşılıyor. Doğru eğri ben bilmem, köprünün girişinden öyle yazıyor.

Aşağıdaki fotoğraf Cunda'nın denizden görünüşü, kış nüfusu üçbin civarında küçük ve canayakın bir kasaba.




Ada'daki ikinci günümüzde, Cunda'dan kalkan küçük bir motorla "adalar turu" yaptık.
Dört farklı koyda denize girdik, kahve içtik, yemek yedik, denizi seyrettik, çok keyifli bir gün geçirdik.

Cunda'dan ayrılırken ve akşamüstü dönüşte, sığ kıyılar arasındaki fenerlerden geçtik. Aşağıda bir tanesi var.




Bir sabah, çocuklar uyurken erken kalktım ve Cunda sokaklarında dolaştım.
Eski Rum evleri, taş döşeli dar sokaklar, kediler, bahçelerden sarkan ağaçlar, çiçekler...
Çok güzeldi.

İşte bir tanesi:



Bir akşamüstü, günbatımını ve çevreyi oradan seyretmek çok güzel olur diyerek çocukları denizden  erken çıkmaya ikna ettim ve Ayvalık'a Şeytan Sofrası'na gittik.
Aman amannn! Anlaşılan Ayvalık civarındaki herkes aynı şeyi düşünmüş ki, tepeye yaklaştıkça ciddi yoğun bir taşıt trafiği ve insan kalabalığı çıktı karşımıza.
Neyse ki, daha önce yolumuzu şaşırmış, tepeye yaklaşırken son sapakta gayet tenha bir orman yoluna sapmıştık ki, bu sayede o güzel gün batımının hemen öncesini sakince izledik.

Fotoğrafı, neden sonra ulaştığımız tepede güneşin son ışıklarında çektim.




Cunda'da Adalı Pansiyon'da kaldık.
Refransımız sevgili blog arkadaşım Lale olunca, yanılmadık ve çok rahat ettik.
Hele o  bir kez bile tamamını bitirmeyi başaramadığımız kahvaltılar, unutulmazdı!



Hoşçakal Cunda!
En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle...



Çarşamba, Ağustos 26, 2015

MAVİ MAVİ MASMAVİ

Sanırım bloga yeni yazı yazmaya başlarken içimden coşan "onu ihmal ettiğim için günah çıkarma" ruh halini bir yana bırakmam gerekecek.
Olmuyor işte!
Bir türlü eskisi gibi olmuyor; tatildeyken, iki elim ayrı işteyken bile yazma hali olmuyor. O acilen durum bildirme hallerinin şimdiki konumları facebook, instagram, twitter... 
Neyse artık.



Bu seneki mavi yolculuğun başlangıcı Bodrum yat limanından olacaktı, biraz açıktan oldu. Limandaki doluluk nedeniyle kalenin önüne demirli tekneye motorla geçtik.
Böylece, yıllar önce Bodrum kalesini gezerken açıkta demirli teknelere bakıp iç çektiğim günlerin bir hayali kendiliğinden gerçek oldu, "ahh o gemide ben de olsaydım!"




Bu seneki rotamız Gökova Körfezi koylarıydı. İlk gece körfezin kuzeyinde kalıp Bodrum'a yakın Orak adasında demirledik.
Ertesi gün üç saate yakın seyirle körfezde çarpaz geçiş yapıp güneyde Tuzla'ya demirledik.
Sonra sırayla Yediadalar'da Bekar koyunda, Sedir adası yakınında Lacivert koyda, İngiliz limanında Okluk koyunda, Akbük yakınında geceledik.
Arada su ve yiyecek ikmalimizi Karacasöğüt'te yaptık, aşağıdaki fotoğraf oraya bağlamadan hemen önce.
Dönüşe geçtiğimizde tekrar kuzeye yönelip Çökertme'de ve son olarak Ulukışla'da kalıp  Bodrum'da Halikarnas'ın önündeki bağlama yerinde karaya çıktık.



Bu sene yolculuk boyunca ay gökyüzünde küçüldü küçüldü ve son gün yeni ay başladı.
Aysız gecelerde gökyüzündeki yıldızları seyretmek ayrı bir eğlence. Ancak, aylardan Ağustos olunca
ve hava sıcaklığının yanına nem eklenince gökyüzünde görüşü azaltan pus oluyor. Bu mu mesele demeyiniz, öyle işte!
Bir gece (12 Ağustos'ta) meteor yağmuru vardı; çocukken çizgi filmlerde gördüğümün benzeri çizgi halinde kayan göktaşlarını izlemek, şenlik gibiydi.



Gece gökyüzü seyri dışında da gökyüzü seyrine her fırsatta devam ettik elbette; güneş doğarken, güneş batarken, seyir halindeyken...
Bir de dinlediklerimiz var;  gün aydınlanırken aniden cırlamaya başlayan ve güneş batınca hemen susan cırcırböcekleri, mesela.
Şimdi ayıklaması öyle zor ki, bu fotoğrafı güneş doğarken mi çekmiştim acaba, yoksa batarken mi?




Bu sene karaya ikmal yeri dışında bir kez daha ayak bastık ve Sedir adasına çıktık.
Önce adadaki ören yerini gezdik, sonra insan vücuduna yapışmayan özel beyaz kumlardan denize girdik.




Zeytin zeytin zeytin...
Ege'de olmanın en güzel yanı, her yerde her yaştan zeytin ağacı ile birarada olmak.
İşte size agoraya giden yolda bir tapınak kapısı ve arkasında bir zeytin ağacı.



Sadun Boro'nun en sevdiği ve sürekli kışladığı güzelim İngiliz limanı arkada uzakta gözüküyor mu ne dersiniz?
Onu bilemeyeceğim ama, Sedir adasının tepesinden bakınca muhtemelen oradan gelen veya oraya doğru seyredecek olan tekneyi ve pırıltılı denizi seyredebilirsiniz.




Yukarıdaki küçük ada bir çeşit Kardak kayalığı olsa gerek.
Çökertme'de koy içindeki tırmanması çok zor bu kayayı etrafındaki bin çeşit balık ve bitkiyle hatırlayacağız.
Unutmadan, bir de Yediadalarda kocaman bir deniz kaplumbağası gördük ki, teknenin altından dalıp çıkması unutulmazdı.



Pazartesi, Ağustos 03, 2015

HAYAT SARMALI VE DİĞER GÜZEL ŞEYLER

Bitkileri izlemek öğretici, 
Önce biraz sakin oturacak zaman bulmalı,
Biraz daha sakin ve uzun oturunca, gözönündeki yeşilin ayrıntısına bakmalı,  
Bakarken bakarken diyelim ki salatalığın dallarını nerelere ve nasıl uzattığını görmeli,
Dalları uzatırken tutunmak için neler yaptığını farketmeli,
Hayat veren sarmalların güzelliğine hayran olmalı.




Meğer salatalık çiçeği sarı olurmuş, 
Kabak çiçeğinden daha koyu sarı,
Kabak çiçeğinden daha küçük bir çiçek,
Öyle parlak renkli, narin duruşlu bir çiçek ki, bak dur bak dur.




Sen ne zaman o çiçeği meyveye dönüştürdün?
Daha dünkü çiçek o!
Çiçeği burnunda salatalık bebeği o.
Bugün salatalık olmuştur bile.