Pazar, Aralık 10, 2006

NASIL BİR GÜNLÜK BU?

Yukarıdaki soruyu önce kendime soruyorum, doğal olarak... Tarihe bakılırsa "günlük" yerine "ongünlük" demek gerekecek.
Bu ara çok çok işler oldu sahiden de. Önce annemin katarakt ameliyatı sırasını savdı; tam da Papa'nın İstanbul ziyaretine denk gelen sırada ve trafik sıkışıklıkları arasında. O arada, kızım piyano çalmayı öğrenmek istedi ve bunun için ders almaya başladı. Hevesini kırmamak için akşamüstü koşuşturmama bir gün daha eklenmesine razı oldum. Diğer iki günde voleybol takımıyla çalışması var. Haftanın bir günü de oğlum gitar dersi nedeniyle geç geliyor. Eh, işte size bir hafta daha geçiverdi bile. İşyerinde ise, eskisine göre daha tempolu çalışmayı gerektiren bir süreçteyiz. Böyle olunca hiç "aylaklık" veya "tembel tenekelik" yapamadan, "zamanın peşinde koşan şehir insanı" pozunda oluverdim.
Neyse canım, yine de iki-üç güzel film görmeyi, biraz kitap okumayı, sevdiğim bir-iki arkadaşımla bilinçli görüşmeyi ve ayrıca üç-dört arkadaşımla da tesadüfen karşılaşmayı başardığım bir haftadan sonra keyfim yerinde...
Aylaklıktan söz açılmışken, "Sinema" dergisinin yeni başlayan bir seri yazı bölümündeki (Sinemadan Çıkan İnsan) başlık altı yazısı bu haftanın en sevdiğim fikri-yazısı oldu. Yusuf Atılgan'ın "Aylak Adam" romanında bir alıntı bu: Sinemadan çıkmış insanın duygularını ve arkasında bıraktığı sinema dünyasıyla geri döndüğü gerçek dünyayı karşılaştırmakta. Şimdi çocukların yatma saati geldiği ve benim de bilgisayarı ve oğlumun odasının terketmem gerektiği için yazmayı kesiyorum ve de bu alıntıyı alıntılamayı bir sonraki yazıma bırakıyorum!

Hiç yorum yok: