Cumartesi, Ekim 27, 2007

PERSEPOLİS


Persepolis bu seneki FİLMEKİMİ'nin en çok merak edilen filmlerinden biriydi.

Filmekimi'nin hemen ardından bu hafta gösterime girdi, hemen ilk gün filmi gördüm.

İran'da Şah'ın devrilmesinden öncesinden başlayarak bugüne dek ulaşan bir dönemi, öncelikle küçük bir kızın gözünden, arka planda da onun ailesinin yaşadıklarıyla anlatan bir çizgi film bu.

Cannes 2007'de Jüri Özel Ödülü almıştı.

Anlatılanların bizim ülkemizde yaşadıklarımızla paralellik gösterdiği anlarda yürek burkuntusu yaşamamanın imkanı yok.

Animasyon tekniği olarak, (doğru değerlendirmeyi uzmalarına bırakarak) Japon animasyonlarına benzediğini düşünüyorum.
İran içinde yaşananlar siyah-beyaz, yer yer kapkara anlatılırken, dışardaki hayatta renkler var. Bu da yaşananların duygu yükünü aktarmakta ayrıca etkili oluyor.
Bunun yanısıra Fars esinli motifler de zaman zaman ağırlığını hissettiriyor.

95 dakikanın nasıl akıp gittiğini anlamadım, bile. Anlatılan hikaye gerçek yaşamlara dayanıyor. Bir diktatörlüğün başka bir diktatörlüğe yol açılarak devrilmesinin boşunalığından tutun, savaşın sivillere yaşattığı zulme, kadınların dirayetli oluşunun toplum sorunlarının çözümünde ne kadar etkili olabileceğine kadar pek çok konu, bu filmin düşündürdüklerinden.

Bu film önümüzdeki günlerde yapılacak değerlendirme için, Fransa'nın En İyi Yabancı Film Oscar adayları arasında.

Bu, tuhaf mı desem çarpıcı mı desem bir durum: Almanya'nın adayı bir Türk yönetmenin filmi, Fransa'nın adayı Bir İranlı yönetmenin filmi...

2 yorum:

sule dedi ki...

Bugun gittim ben de "persepolis"e. Bekledigim uzere cok begendim. Ozellikle anneanne tipi muthisti. Ne kadar guclu bir kadin. "keske herkesin boyle bir buyukannesi olsa" dedim icimden, filmi izlerken...

ekmekcikiz dedi ki...

Şuleciğim,

Filmdeki kadınlar aklı başında, ayakta kalmayı bilen tiplerdi.

Büyükanne, evet çok güçlü ve görmüş geçirmiş bir kadındı.
Doğrusu annenin de geri kalır tarafı yoktu. O da kızını nefes alabilsin diye yurt dışına gönderirken çok cesur davranıyordu.