Çarşamba, Şubat 27, 2008

DOKUNMAYIN, ÇARPARIM!

Artık, böyle!
Bana dokunan her kim olursa olsun, çarpılıyor.
Sadece bana dokunan değil, benim dokunduklarım nedeniyle, ben de çarpılıyorum.

İnanın uçmuyorum; bir-iki aydır sürekli bir çarpma-çarpılma durumunda yaşıyorum.

Peki, tamam.
Baştan anlatıyorum:

Zaman zaman, metal bir nesneye dokunduğunuzda, mesela taksi kapısı diyelim, hafif bir elektrik akımı hissedersiniz, hani sinek ısırmış gibi, filan.
Nasıl, sizin başınıza hiç gelmedi mi?
Bilmem valla, bana çok olur.
İşte bu çarpılmalardan, bana sık sık olmaya başladı.

Önceleri, lastik altlı pabuç giydiğimden sanırım, diye düşünüyordum.

Sonra baktım ki, sırf taksi kapılarına çarpılmıyorum, örneğin bürodaki kasa baş düşmanım oldu. Her evrak alma-koyma işlemi "ayy, çarpılacağım şimdi" refleksiyle bölünür hale geldi.

Annemin evinde çarpıldığımda, koltukların döşemesinin sentetik karışık dokuma olmasına bahane buldum. Bir de baktım ki, sırf kapının koluna değil, anneme dokununca da çarpılıyorum.

Bununla da kalmadı. Çocuklarla da elektrik akımı üretmeye başladım. Birbirimize dokunduğumuzda resmen, çat çut sesler çıkıyor.

Son numaram da, bayan D.'nin arabasına bindiğimde arabanın sürekli stop etmesine neden olmamdır. İnanmayın da gülün siz; aynen öyle, ya!
İlk seferinde, iki arkadaşımızı yoldan alıp, balık yemeğe gidiyorduk. Araba stop etti; trafik yavaş ilerliyordu, yok debriyaj ayarı bozuktu gibi bazı nedenler söyledi, D.

Sonra yolda birkaç kez daha aynı şey oldu, trafikten kurtulup süratlenince geçti.
Aradan bir süre geçti, birgün yine D.ciğim beni arabasına almak gafletinde bulundu ve bu defa üstelik geçen seferki trafik yavaş bahanesi olmaksızın, hızlı giderken araba yine stop etti. Hem de, yol boyunca kaç sefer!
Ertesi gün, D. arabayı bakıma götürmüş. Arabanın her tarafına bakılmış, bütün elektrik, debriyaj, bilmem ne ayarları kontrol edilmiş.
Sonuç; hasta, pardon araba, sapasağlam!

D. güle güle bir hal olmuş şekilde bana telefon etti. "Kızım, gelecek sefere arabama bindiğinde araba yine stop ederse, seni sirklere çıkaracağım. Para basarız, inan. Elektrikli Kadın Geldi deriz" diyerek, beni bir güzel makaraya sardı.
O günden sonra, henüz D.'nin arabasına binmedim, ama, başka bir stop etme hadisesi olmamış.

Bakınız,
bu konuda aklıevvel insan Japonlar, neler yapmışlar?

Üzerimdeki bu elektrik devam ederse, D.'nin aklına uyup sirk malzemesi olmasam da, Japonlara canlı denek olarak yardımda bulunabilirim.
Hem böylece insanlığa bir katkıda bulunurum. (Yüce amaçların insanı, Ekmekcikız!)

Ya da, şöyle bir seçenek var; şu aşağıdaki filmdeki gibi, durumu Las Vegas'ta değerlendiririz.



The Electric Horseman

Yahu arkadaşlar!
Yok mudur, bu çarpma-çarpılma konusunda aydınlatıcı bir bilgisi olan?



24 yorum:

Adsız dedi ki...

ŞEKERİM SENİN ADINI DEĞİŞTİRİP GÜNCELLEYELİM.ARTIK ADIN "EKMEKÇİ KIZ"DEĞİL"ELEKTRİKLİ KIZ" OLSUN.

ekmekcikız dedi ki...

Bana bakasın "İsimsiz" arkadaşım!
:)
Seni "çarpmıyorum" diye bana fena davranmanı kınıyorum, bilesin.
:))

elektra dedi ki...

:))) bence de sirk faslı çok 'kıyamam ya hayır hayır 'bir seçenek. ama bilime adanmışlık pek şık bir şey. okudum o sayfada yazılanları, japon işte demek istiyorum.
çözüm faslına gelince, şimdi efendim, bir aralar bana da musallat olmuş idi böylesi bir durum. taksiye arabaya elimi uzatırken kendimi acıya hazırlamaya başlamıştım neredeyse. bazen acıtıyor bile bu çarpma olayı yahu. neyse, deniz tuzu katılmış sular dökünmek dediler. nötr mötr etkisi nedeniyle, iyi geldi. yaz olsa dal denize diyeceğim, malum olanaksız. akşam evde otururken ayağını deniz tuzlu suya daldır. valla, ben de işe yaramıştı:)))
sevgiler...

ekmekcikız dedi ki...

Nasıl mutluyum, anlatmam.:))
Elektracığımla kulüp ortaklığı konularına bir yenisi daha eklendi: Taksi kapılarını açıp kaparken çarpılma kaygısı!
Üstelik, Elektra çözümü biliyor!

Yarın ilk iş deniz tuzu alıp kendime mini bir deniz banyosu hazırlayacağım.
Deniz suyu beni her zaman iyileştirir ve mutlu eder.
Sağolasın Elektragülcüm.:))

şule dedi ki...

ha ha, cok guldum. bana da son zamanlarda cok sık oluyor bu carpma-carpilmalar ama ben daha araba durdurabilecek seviyeye ulasamadim mirim :)
bahar geliyo ya artik, ciplak ayak cimlerde yururuz gecer hayatim, takma kafana :)

mitmit dedi ki...

Bence büyük şehir hastalığı. İstanbuldaykene aynısı bende de vardı. Hatta her gelişimde yine oluyor. Kök salmak, doğaya değmek lazım. Çıplak ayay dolaş, kalorifer borularına iki elle sarıl. Şehir giderek izole oluyor ve kendi kendine enerji üretiyor anlaşılan. Yada buyrun buralara bekleriz.

Simon Templar dedi ki...

daha geçen gün bu filmi seyretmeye başladım, sonra sıkılıp yarıda bıraktım.

gündelik, uzun süreler giydiğiniz sentetik veya karışık giysilerden, çoraplardan olabilir. ya da evin veya iş yerinin toprak hattı yoksa. toprağa basın mümkün olduğunca. ama basmasanız da geçer yakında.

hayal kırıklığına uğratmayayım, ama araba ondan değildir. tabi çok güçlü beyin dalgalarınız yoksa. ağırlıktan olmasın:)

arzın merkezine yolculuk dedi ki...

Haaaa.... Çok güldüm. İnsan kendi haline bakmaz da baskasına güler işte benim gibi. Walla bende her zaman vukuu bulan bir hadisedir. Onunla yaşamaya alıştımben. Sanırım bilgisayarla çok uzun saatler samimiyetimden olsa gerek, bei yanı basımdaki kalorifer petekleri de acımasızca carpıyor, hatta her yer, herkes. Hatta o çok sevdiğim polar battaniyelere sarınarak yatamıyorum. Hele alışveriş merkezlerine girince artık hiç iflah olmuyorum.Ben de havalrın biraz daha ısınmasını bekliyorum. Anneme gidicem, orda çıplak çıplak bahçeye yayılıcam her sene oyle biraz rahatlıyorum.

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,

Yürürüz yürümesine de, her gün en az bir kez zıplatıyor, yahu! Az az olanları saymıyorum, bile.

:)

ekmekcikız dedi ki...

Mitciğim,

Geleceğiz tabii ki de, malum bebelerin okulu var.

Doğru diyorsun, şehir hastalığı bu. Kırda bayırda hiç hatırlamıyorum çarpıldığımı.
Ya da orada başka türlü çarpılıyorum; mutluluktan...
:))

ekmekcikız dedi ki...

Simon, bu film bir yerlerden aklımda kalmış. Seyrettiğimi hatırlamıyorum, doğrusu.

Arabaya gelince... Şu "ağırlık"la kastedilen ne ola ki? Haa?!
Yahu, başkaları binince olmuyor, ben binince oluyor, kaç defa sağlaması yapıldı, diyorum.
Tabii ki, beyin dalgalarımın kuvvetli oluşundan, başka neden olacak ki?
:-))

ekmekcikız dedi ki...

Arzın Merkezine Yolculuk hoşgeldiniz!
Ne kadar ilginç bir isim, bu.
Sanırım hem Jules Verne'i, hem de gezmeyi seviyorsunuz.:)

Neyse, insanın yalnız olmadığını bilmesi iyi bir şey.
Hem belki Japonlar şu insan elektriği işini geliştirince, önemimiz daha çok anlaşılır.:))

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Japonlar mı hatırlamıyorum ama, yapmışlar öyle birşey. Dizlere takılan bir cihaz geliştirmişler, siz yürüdükçe cihaz elektrik enerjisiyle doluyor ve telefonunuzu filan şarj edebiliyorsunuz yürüyerek. Geçenlerde okuduydum. Japon işte, yapar, n'olucak!

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,

Sanırım daha çok yürüsem, elektriğim kendiliğinden azalacak.
Öyle bir hissiyat içindeyim.
:)

Adsız dedi ki...

tatlım,
ben seni sirke takdim etmekten vazgeçtim. bu las vegas gezisi harika fikir.
:o))

ekmekcikız dedi ki...

Bayan D.
Biliyorsunuz, Las Vegas geziniz için bir vaadim vardı, size.
Şimdi, beni götürürseniz kaymaklı ekmek kadayıfı filan gibi olacak, di mi?
Ah, ah elektrik ahh!
:)

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

bu çarpılma hikayesini ofiste biz de yaşıyoruz. özellikle kapı kollarına dokunmak bazı arkadaşlarımızı yerinden zıplatıyor. bende olmuyor. bazı kapı kollarına kurdele sardık, işe yaradı ama komik bir görüntü çıktı ortaya tabiy, hediye paketi gibi oldular :) hele bir arkadas var, sadece kapı kollarına degil birilerine değince de çarpılıyor hafiften. gecen, ofise dadanan kediyi seviyim dedi, bir çatırtıyla, kedi de kendisi de yerinden sıçradı :)

biz de çözüm arıyorduk, söyliyim de tuzlu suyu o da denesin.

sevgiler

şengül dedi ki...

çok geçmiş olsun canım bendede olur amasenin yazdığın kadar değil canım bece biran önce gidip neden kaynakladığını öğren bence ilerde daha kötü sonuçlanmasın.

Simon Templar dedi ki...

"Yahu, başkaları binince olmuyor, ben binince oluyor, kaç defa sağlaması yapıldı, diyorum.": ben de onu diyorum işte, belki seninle diğerleri arasındaki ağırlık farkındandır.
biraz kızdırmak iyidir başlıklı fikre uyaraktan:)

ekmekcikız dedi ki...

Neocuğum,

Ben de kardeşimin kedisini çarptım geçenlerde. Oysa, kedi, insanın elektriğini alır derler. Gerçekten, Mişa bizdeyken, bu çarpılma halim olmazdı, yahu!

Bir arkadaşım deniz kenarına gitti, İstanbul dışına. Kendisine deniz suyu ısmarladım. Bakalım, göreceğiz.:))

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Şengül,

Benim sıkıntımın çaresi Japonlarda, anlaşılan. Ancak, neresinden baksan, dünyanın öbür ucu, nasıl gidilir ki?
:))

ekmekcikız dedi ki...

Simonnn!

Beyin dalgaları, diyorum bak; buradan bile etkilerim, ona göre...
:-))

Adsız dedi ki...

Ayakkabilar yuzunden olabilir genellikle. Ama, siz bu olasiligi elimine etmissiniz.

Geriye, giysileriniz kaliyor. Ic camasirlarinizi inceleyin.

Belki yakin zamanda farkli bir materyalden uretilmis seyler giymeye basladiniz.

Eger herseye ragmen sebebi gideremiyorsaniz, kapilara dokunurken carpilmamanin basit bir cozumu var:

Elinizde bir anahtar ya da bozuk para olsun.

Kapiya vs bununla dokunun. Ark yapacaktir ama siz carpilmayacaksiniz.

Insanlarla tokalasirken bunun onlara bir faydasi olmaz tabii ki.

O zaman da yuzunuzde seytani bir gulumseme olsun. :P

ekmekcikız dedi ki...

"İnsanlarla tokalaşırken yüzde şeytani gülümseme" çok iyi fikir.
:)
Özellikle de elektriğimle arabasını bozduğumu iddia eden arkadaşımın, sonunda iki gün önce gerçeği bulduğu yolundaki itirafından sonra, onu gördüğümde bu yöntemi kullanabilirim.
:)