Perşembe, Mayıs 01, 2008

NAPOLİ / NAAAP-POLİ



SOKAK KÖPEKLERİ
BALKONLARINDAN SARKAN ÇAMAŞIRLAR
ÇATILARDA TELEVİZYON ANTENLERİ ORMANI

İki hafta öncesine dek “Napoli?” dediğinizde, İtalya’da bir şehir dışında bir tanımlamam yoktu.
Şimdi, İtalya’nın ikinci büyük şehri benim zihnimde, güney İtalya’nın tipik özelliklerini taşıması yanında yukarıdaki tanımlarla yaşayacak: Balkonlarından çamaşırlar sarkan, sokaklarında başıboş köpekler dolaşan, çatılarda silme televizyon anteni olan, temizliğe pek de düşkün olmayan şehir...

Tanımlama, simgeleştirme böyle iken, gezilen görülen o kadar çok ki, kaç günden sonra ancak durulmaya, yazmak için yeniden hatırlanmaya başlayacak kıvama geldiler.

En iyisi baştan başlayayım.

Sanırım, her şeye geçen ay havada sürüyle uçtuklarını gördüğüm leylekler sebep oldu.
Değil tabii ki.
Onları görünce seyahat diledim, içimdeki kor alevlendi, sevgili arkadaşım Fü. Hanım beni sırtımdan itiverdi ve nerdeyse bir anda kendimi promosyonlu bir yurtdışı turunun yolcusu buluverdim.

İki hafta önceydi. Fü. Hanım beni evden, işten, cepten ardı ardına aramış. Bu çağrıları öğrenip, telefonda onun neşeli ve telaşlı sesini duyunca “neresi, ne zaman?” deyiverdim. Artık, idmanlıyım çünkü. Güzelim Prag gezimiz, yine böyle telaşlı bir arama faaliyetinin ardından gelivermişti. “Şekerim 24-28 Nisan arası 99 Euro’ya İtalya gezisi var” dediği anda bana olan oldu. İçimden “tamam” dedim de, dış ses sorguluyor; nereye, neyle gidiliyor, nerede kalınıyor? Vs. vs. Devamı şöyle sürdü soruların, peki havaalanı vergisi ne kadar tutuyormuş, acente hizmet bedeli ne kadarmış, haa bir de vize alınacak onun harcı var, seyahat sigortası da yaptırmak lazım değil mi? Neyse, sonunda ikna oldum ki, bu gezi sahiden bütçeyi sallamayacak. Tam da o günlerde kızımın doğumgünü var. Dışarıda parti yapmak için harcayacağım (nerdeyse) parayla onu da götürebileceğim aklıma gelince, Fü. Hanım’a danıştım. “Aa, hiç rahatsızlık olur mu, bayılırım” cevabını alınca kızıma müjdeyi verdim, havalara uçtu. Mutluluktan gözpınarlarında parlayan yaşlar, kararımın doğru olduğunu gösterdi.
Şimdi diyebilirsiniz ki, oğlanı neden götürmüyorsun? Çünkü, o, Mayıs'ta okul korosuyla birlikte Hollanda'ya gidecek. Bu durumda yurtdışı yolculuk bakımından eşitlik bozulmayacak. Bir de yolculuk masraflarının yolcu sayısı çoğaldıkça artması var ki, o da bir başka etken, doğrusu.

Sonra rezervasyon, vize için evrak hazırlama derken, günler çabucak geçti ve yola çıkmamıza üç gün kala vize alındı.
23 Nisan günü çocuklar bayram sevinci yaşarken biz valizimizi yaptık, gece erken yatmaya çalıştık ki ertesi sabah kargalar kahvaltılarını etmeden (buluşma saati 05, uçuş saati 07 !) havaalanına varmış olalım.

Uçuş, 1 saat 50 dakika sürüyor. Çizmenin topuğuna yakınca, doğu kıyısındaki güzel ve tarihi şehir Bari'ye iniyoruz.
Havaalanı binasına girdiğimiz an, mis gibi keskin kahve kokusu bizi karşılıyor. Tamam, İtalya'ya geldik dedirtiyor bu koku bize.
Pasaport kontrolü, bagaj alımı derken otobüsümüze biniyoruz, diğer tur arkadaşlarımızı tanımaya rehberin anlattıklarını algılamaya çalışıyoruz.
İlk iş, Bari şehir merkezindeki tarhi bina ve kiliseleri kapsayan kısa bir tur. Sonra, Napoli'ye doğru yola çıkıyoruz.
Otobüs şöförü, Bari çıkışındaki bir pizzacının önünde duruyor. Burası bir lokanta değil, fırın. Birer dilim pizza alıp, yola devam ediyoruz. Mayasız sert ve ince hamurlu, bol peynirli, küçük domatesli bu pizzanın tadı damağımızdan gitmedi.

Napoli'ye ulaşana dek biraz Marmara bölgesini anımsatan hafif yükseltili, yumuşak engebeli, yemyeşil baharı yaşayan, zeytin, üzüm, buğday ekili besbelli bereketli topraklardan geçiyoruz.

Rehberimizin, Napoli'de otele yerleşme öncesinde kısa bir şehir turu yapma planı var.
Fakat, İtalyanların da ertesi günkü bayram tatillerini hafta sonu tatili ile birleştirip şehirden kaçma planı var!
İtalyanlar galip geliyor ve trafik saç baş yoldurup bayıltacak derecede tıkanıyor.
Şehir turu biraz yalan oluyor, öölesine bir dolaşılıp, Santa Lucia'da kısa bir mola verip, burası da ne kadar İzmir'in Kordon'una benziyor ortak kanısına varılıp, otele doğru yola koyulunuyor.

En sonunda, Garibaldi Meydanı'ndan otele kadar olan mesafe elde bavullar yürünerek sürünme vaziyetine otele kapak atılıyor.
Odamız, büyük ve yüksek tavanlı; geniş bir hacim yani. Üç kişi kalacağımız için bu önemli. Üç yıldızlı olduğu için lüks değil ama herşey var. Üstelik Merkez İstasyon burnumuzun dibinde. Eh, dahası gerekmez.

Biraz dinlenip birşeyler yemeğe dışarı çıkıyoruz ve odaya döner dönmez kendimizi yatağa atıp uykuya geçiyoruz.

İkinci gün Pompei'ye gideceğiz.

* Başlıktaki tuhaf yazılışlı kelime Napoli’nin İtalyanlar tarafından müzikli lisanlarındaki söylenişini anlatmak için.


8 yorum:

Lilium Bosniacum dedi ki...

aaa olmadı ki şimdi... tam kaptırdım arkası yarın dediniz... küstüm.. ne güzeldir naaapoli... iyi ki de gittiniz de, çabukçabuk yazın biz de gitmiş kadar olalım :D

endiseliperi dedi ki...

iyi ki gitmişsin, hem çocuklar da çok sevinmiş ya, benim de gözlerim doldu neredeyse sevinçten.

fotoğraflar, güzel kare bulmaya çalışmaktan daha çok şehirleri gerçekten tanıtmaya yönelik olmuş, güzel olmuş.

sevgiler.

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Lilium,
Merhaba.
Ses verdiğine sevindim.:)
Bugün nasılsa evde tutsağız, fazla bekletmeden yazayım, en iyisi.

ekmekcikız dedi ki...

Pericim,
Bir merhaba da, sana.:)
Çocukların ikisini birden götüremedim. Baktım ki, yazıyı yazarken kısa geçmişim, düzeltip açıkladım. Üç kişilik oda, Fü., kızım ve ben hesabıyla sayılmalı.:))

şule dedi ki...

ne guzel bir gezi olmus. muthis de bir yasgunu hediyesi. hem ne ucuzmus gerckten. fena halde aklim kaldi. biz de yazin istiyoruz boyle bir gezi ama boyle ucuz bulabilir miyiz ki? Fü. hanim bizim de arkadasimiz olur mu ki :P

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
Fü. Hanım, senin de arkadaşın olur, eminim. Kendisi çok dost canlısı bir insandır.
Ya da, en azından, onun bana duyurduğu ucuz gezileri ben size haber veririm.

Öğrendiğime göre, bundan böyle yüksek sezona giriliyor ve Mayıs Haziran derken, yavaş yavaş fiyatlar yükselecek ve yazın zirveye oturacakmış. Sonra Eylül'de yine düşmeye başlarmış.
Bir de İspanyol ve İtalyanların bayramlarında onlar bizim memlekete geldikleri için, uçaklar boş dönmesin diye bizden oraya, bu bizim yakaladığımız gibi, ucuz turlar olurmuş. Mesela, Aralık başında yine bir ucuz tatil dönemi olacakmış.

Bu durumda, yazın gitmek için en iyi yol, önceden uçak bileti alıp, yolculuğun ucuz olmasını sağlayıp, gezme işini de daha uygun fiyatlı pansiyonlar bularak vs. halletmek olabilir.

Seyahat Danışmanınız
Ekmekcikız
:))

Elif dedi ki...

Sorrento'yla ilgili nefis bir Neapolitan sarki vardir. "Torna a Surriento" Eger bulursan dinle. Hele Corelli'den bulursan...

Cok sevmistim ben oralari. Italyanlar'i pek sevmemistim. Hatta hic sevmemistim. Para canlisi, kazikci ve terbiyesizler. Ama muhtesem bir ulke maalesef. Yine gitmek gerekecek, hem de defalarca ama milletine nasil tahammul edecegim mechul! :oP

www.elifsavas.com/blog

ekmekcikız dedi ki...

Şarkıyı arayayım ve de bulup dinleyeyim.:)

İtalyanları bizim ahaliye benzettim, tek fark, bizimkilere göre daha çok gülen yüzler...
Haklısın, orası da doğanın cömert davrandığı topraklardan.
Yeniden gezmek için, insanları unutup arkanı dönmek gerekecek, herhalde.:)