Pazartesi, Haziran 16, 2008

GANİMETLERİM


Hiç yani!
Ben, ne ganimeti ele geçireceğim ki?
Hazine sandığı olacak değil ya, benimkiler böyle olur.
Saat yönünde, sol arkadan başlayıp sayayım:
Siirt'ten melengüç sabunu,
Erzincan'dan tulum peyniri,
Çorum'dan leblebi,
Bozcaada'dan bademli domates reçeli,
Malatya'dan dut pekmezinden cevizli sucuk,
Keşkek, (Orta Anadolu, hangi şehirdi unuttum)
Rize'den halis mısır unu, (ortadaki sarı paket)
Uşak'tan domatesli un tarhanası, (mısır ununun üstünde)

Pekii, nereden buldum onları derseniz, işte şuracıktan.
Dün, etkinliğin son günüymüş, geçiyorken bir bakayım dedim.
Sıcak nedeniyle çadırın içinde buram buram terlemeseydim, daha neler alırdım da, bunaldım, fazla kalamadım.
Ne yalan söyleyeyim, Edirne'nin Keçecizade badem ezmesi ve un kurabiyelerinde aklım kaldı.

Ne diyorlar? Gurme misiniz, gurman mı?
Neyse işte.



19 yorum:

şule dedi ki...

bence gercek bir ganimet bunlar :)ne iyi yapmissin. nasil kacirdim diye hayiflandim ben de.

TalismanDiyette dedi ki...

Ayy Ekmekçikızcımm, ne iyi etmişsin, öyle güzel duruyorlar ki.. Bayılırım böyle şeylere.. Uff uff çok güzel..

metin dedi ki...

Siz beni kıskançlıktan, hasetten öldüreceksiniz Ekmekçikız Hanım... Birkaç koldan!

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
Ben de, çadırı kurdukları günlerde önünden geçerken ne yapıyorlar buraya diye düşünürken, Portakal Ağacı'nda bu sergiden haberdar oldum. Sonra üşenmedim gittim, sıcak olmasa daha çok ganimet toplardım ya...
:)

ekmekcikız dedi ki...

Taliscim,
Evet, güzel.:))
Yöresel yemekleri yapıp sattkları bir bölüm vardı ki, orası iyice cazipti.

ekmekcikız dedi ki...

Metin Beycim,
N'apıyorum ki?

Ne derler, bilirsiniz: Nazar etme ne olur, çalış senin de olur.
:))

Uymadı mı?

Adsız dedi ki...

Eğer Küçükyalı'ya yakın oturanlar varsa ben de orada bir yer keşfettim,her yerden değişik ürünler var,niğde gazozuyla bolu çikolatasını oradan öğrendim,bir de trakya peynir helvası.Caddebostan'da çadırı gördüm ama sıcakta cesaret edemedim,aklım da kaldı o da ayrı.
Sevgiler...
Serpil

Simon Templar dedi ki...

ben de sergiyi tv'de gördüğümde tam çavdar hanıma göre diye düşünmüştüm. haber verecektim ama nasılsa duymuştur diye biraz da ihmal etmiştim. ama ntv'nin yayınından da belliydi çadırın o hali. niye bu kadar güzel bir organizasyonda böyle basit birşeyi düşünemezler ki?

ama istanbul'lular kıskanmasın, gitselermiş:)
benim aklım bademli domates reçeliyle dut pekmezinden cevizli sucukta kaldı. kavanozda peynir de hiç görmemiştim.

Sndrfknella dedi ki...

Keçecizade'nin badem ezmesi ile un kurabiyesinde hiç aklın kalmasın Ekmekçikız'cım, çünkü Şaşkınbakkal ışıklarda M&S'ın sokağından yukarı çıkarken solda bir Çikolatacı var ya... onda her daim bulunuyor bu muhteşem ikili ;)

Cevizli sucukta benim de aklım kaldı. Her daim rejimde olan bendenizin bir çok şey aklında kalıyor bu aralar ya neyse :)

Sevgiler :))))

ekmekcikız dedi ki...

Serpil Hanım,

Bolu çikolatasını biliyorum, Trakya peynir helvasını da. Ancak şu Niğde gazozu bitirdi beni. Ne ki o? Hiç duymamıştım. Gidip bulmam gerekecek. :))

ekmekcikız dedi ki...

Mösyö Simon, teşekkür ederim beni düşündüğünüz için, pek mutlu oldum.:))

Aslında havalandırma, klima birşeyler vardı. Ancak, bir yandan yemek piştiği, bir yandan sıcak bastığı için bunalmak kaçınılmaz olmuş.

Kavanozda peyniri açıklayayım: Malum tulum peyniri tulumda olur. O koca koca kara tüylü tulumları getirmek yerine önceden kutulayıp, satış ve sunuş kolaylığı yaratmışlar. O, plastik bir kavanoz, hani bidon minisi birşey. Onu cam bir kavanoza aktarmak daha sağlıklı olacak sanırım.

ekmekcikız dedi ki...

Sinderciğim,
Bu bilgi müthiş; kurabiyelerin asıl hayranı küçük yeğenim, badem ezmesine kızım bayılıyor. Yani, kendim için birşey istiyorsam namerdim(!), maksat bebeleri sevindirmek.:))
Senin tatlı sevgini geçen seneki Viyana yolculuğu anılarından hatırlıyorum. Sevmemek mümkün mü?:)

metin dedi ki...

Simon Bey,

Yaw İstanbulludan İstanbulluya fark var; kimisi benim gibi işten eve / evden işe kısır döngüsünde boğulup kalmaya mahkum, kimisi de Ekmekçikız Hanım gibi bu çemberin dışına her an çıkabilme becerisi ve gücüne sahip.

Ekmekçikız Hanım,

En güzel konserler, en şahane filmler, en güzel yiyecekler... Daha ne diyeyim...

Ha bi de, Keçecizade'nin akıllara seza şeyleri Göztepe Benzinci'nin oralarda bir yerde de vardı sanki, öyle hatırlıyor gibiyim...

Niğde gazozunu ise çocukluğumda içmiş olabilirim... Belki de belleğim beni yanıltıyordur.

metin dedi ki...

Niğdeli değilim ama Bor'dan çok geçtim... Sürdüm eşşeğimi kâh Kayseri'ye, kâh Konya'ya, kâh Ankara'ya, kâh Antalya'ya... Ben bir garip Keloğlan'ım diyen Rüştü Asyalı'yı da hatırladım, bak şimdi!

metin dedi ki...

Bu ne yaaa, ben yapmadım valla!

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Şöyle düşünüyorum; bu şehirde olmanın bazı nimetleri var. Bunları yaşayamayacaksam, bu şehirde ne işim var, geri kalan çekilir gibi değil, zira.
O nedenle de her türlü imkanımı zorlayarak, ilgimi çeken ne varsa içinde olmaya çalışıyorum.
Bir de, "ben neler de yapıyorum baak" demeyip, yakınımdakilerden başlayıp erişebildiğim herkese duyurup onların da bu heyecanları yaşamalarını, paylaşmalarını istiyorum.

Maruzatım budur, efendim.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Niğde gazozu için ayrı bir cevap ayırdım.
Zaten, blogger'ın marifetiyle cevap enflasyonu gibi bi şey olmuştu. Derinden bir müdahale ile, onu indirgedim, neyse ki.

Şimdi gelelim şu gazozun hatırlattığı gezmelere; rehber misiniz(miydiniz), yoksa gazeteci mi? Öyleyse, gezilerinizi anlatın bize.:)

ekmekcikız dedi ki...

Ben artık yazmaycam ööle, şuraya gittim, bunu dinledim felan, diye.
Nazara geleceğim sonunda, yaa!

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Bi kere benim gözüm mavi değil, o yüzden nazarım tutmaz, müsterih olunuz!

İkincisi, reklam yazarlığından başka bir mesleğim yok maalesef. O dediklerim de fi tarihindeydi ve gezi filan da değildi, zorunlu yolculuklardı.