Cumartesi, Haziran 21, 2008

GÜLİBRİŞİM ZAMANI

Her sene, çevremde yaşayan başka bir canlıyı keşfettiğim yıllardaydı.
Uzun sürmüş bir kışın ardından, Mayıs ortalarında bir gün Bebek yamaçlarında gördüğüm acayip anlatılmaz renkli çiçekleri olan ağacın erguvan olduğunu öğrenmiştim, mesela.
Sonra, bir başka sefer Emirgan korusunda bir çeşit pudra kokusu almış; ne hafif mis gibi, hangi kibar hanımdan geliyor diye havayı koklayıp iz sürünce, çiçekleri bir pudriyerin pomponuna benzeyen gülibrişimle tanışmıştım.
Daha ortaokuldaydım; Bir Haziran akşamüstüsünde, boğaz kıyısında -sanırım Arnavutköy'de idi- ilk manolya ağacıma yine kokusunun izini sürerek vurulmuştum.
Bir başka mutluluk veren keşfim de, atkestanelerinin turuncu renkte çiçek açan, daha ender olan türüdür.

Doğrusu çiçek, ağaç yabancı olduğum canlılar değildir. Çocuklukta yaşadığım bahçeli evlerde bahçe sulamayı iş edindiğim yıllardan beri, ilgi alanımdalar. Hatta üniversite sınavına girerken, tercih listeme Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Plantasyonu Bölümünü yazmıştım. Ne yazık ki, puanım yüksek geldi ve iki-üç sıra yukardaki tercihim olan Hukuk Fakültesini boylayıverdim. Ne yapalım?

Şimdilerde, bu merakımı "ah, o ağacın çiçek açma zamanı geldi", "bu sene güller bol çiçekli", "nergisler geç mi kaldı", "anemon az bu sene" gibi çeşitli yorumlar düzeyinde sürdürüp, biraz da balkon çiçekciliği yapiyorum.


Bu gülibrişim İstanbul Çevre ve Orman Müdürlüğünün sitesinden.


Nerdeyse, on gün oluyor. Gülibrişimler açtı. Akşamüstleri, bir de hava sakinse, yakınından geçenlere o hafif kokularını sunuyorlar.
Belediye, son senelerdeki ağaçlandırma çalışmalarında park ve bahçelere bol bol gülibrişim dikti. Tıpkı, akasya ve erguvan gibi, onlar da sayıca çoğaldılar.
Son senelerdeki sıcaklık artışı, baharın yaşanmaz oluşu, yazın birden geliverişi, tüm bitkileri olduğu gibi onları da etkiliyor. Artık Haziran bitmeden, Temmuz'a kalmadan çiçeklerini açmış oluyorlar.
Varsın, olsun. Açıyorlar ya, kokularını içimize çekebiliyoruz ya.
Şükür!


Daha yakından bakmanız için, gülibrişim ağacının çiçeğini bahçevan.com'dan ekledim.



8 yorum:

elektra dedi ki...

ibrişim örmüyorlarrrr oyyy oyyyyy
ibrişim örmüyorlar oy oyyy
sevmişim vermiyorlar
dayanamam beeeen:)

ben bu ağacı bilirdim de adını bilmezdim be ekmekçikızcığım.
eskişehir'de yaşarken, dsi lojmanlarının yolu üstü sağlı sollu bu ağaçlardan kaplıydı. o pembe çiçekler açtı mı nefis bir koku eşliğinde ve evet tam bu mevsim olmalı çünkü biz tatilin rehavetinde olurduk, ablam bisikletin dümeninde ben arkasında tur atardık.
ahhhhhhhhhhh:)

ekmekcikız dedi ki...

Devamı şöyle miydi?

"Beni yardan ayıran oy oyy,
Kurusun yaprak yaprak
Vazgeçemem ben."

Uydurdum mu, yoksa?
:))

Ne güzel bir adı var değil mi?
Eskiler "ismiyle müsemma" derlermiş, adına uyan-uygun anlamında.
:)

Arzu Çur dedi ki...

Hay Allah razı olsun, demek bu ağacın adı gülibrişimmiş, ha? Çok severim ben bunları.Sayende adını da öğrendim. Ne güzelmiş isimleri.

Çiçek isimlerindeki yaratıcılığı çok severim ben. Filkulağı, devetabanı, akşamsafası... Gülibrişim bambaşka bir güzellik oldu bu sözcükelre, sağolasın.

ekmekcikız dedi ki...

Rica ederim, Arzucum.:))
Sor, söyleyeyim. Yani, başka merak ettiğin ağaç, bitki varsa.:)

neolitik hanım dedi ki...

demek adları gülibrişim imis.. çok yaşa sen ekmekci kız. elektra'nın dedigi gibi bunlardan eskisehir'de dsi'nin oraya cıkan yolda vardı bolca. bir gun liseden en yakın arkadasım ve onun erkek arkadasıyla, bizim mahalleden uzakta bir noktada bulusalım da evdekilere yakalanmayalım diye o iki yanı bu güzelim ağaçlarla dolu yolda arabayı park etmiş (çocuk bizden iki yaş büyüktü, babasının arabasını alabiliyordu zaman zaman) konusuyorduk ki bir baktık arkadasımın annesi karsıdan karsıya geciyor! bi yandan da bizim icinde oturdugumuz arabaya bakıyor ama uzagi iyi goremediginden secemiyor. oyle bir geri geri gidisimiz vardı ki o güzelim agaclarin kokusu altinda. sonradan ogrendik, meger kadıncagız dsi'de bir kermese gelmis. yuregimiz agzimiza gelmisti! nolucaksa, en fazla "kim o cocuk falan" derdi herhalde. gencken ne kadar büyük oluyor korkular :)

bir de bu agaclardan boyacıköy yokusunun sonunda, sağdaki beyaz köşkün bahcesinde vardır. hala oralarda yaşadıgına inanılan neolitik hanımlardan birinin, yaz akşamları o benzersiz kokuyu icine cekerek evine yalnız ama mutlu bir sekilde girdiği söylenir...

SekerPembe dedi ki...

Tam da artik evin cift cubuguyla ugrasmanin, eve cicek yatirimi yapmanin zamani geldi diye dusunuyordum ki isabet oldu e'fem. Salonda bos kalan bir kose var. Paramiz olmadigindan mobilya alamiyoruz. Hem zaten ne gerek var? Bir iki salon cicegi attiriverecegim o bos koseye. Ama daha onemlisi, yine paramiz olmadigi icin, masa-sandalye alamadigimiz mis gibi terasimiza sardunyalar sardiriverecegim. Boyle buruk buruk koksunlar suladikca. Hadi duzenleyeyim de geliverin artik kizcagizinizla. Az kaldi; bu haftasonu bu is tamamdir.

Shekerpembos

ekmekcikız dedi ki...

Neocuğum,
Adını öğrendiğimde çok sevindiğim bir bitkidir, gülibrişim. Selim İleri bir öyküsünde mi, yazısında mı tam hatırlamıyorum, benzer bir isim öğrenme sürecinden söz ediyordu.

Sizin hikaye, tam o zamanlara uygun bir anı. Öyleydi eskiden, büyüklerden, onlara yakalanmaktan -ne demekse, yasal olmayan iş yapılıyor sanki- korkulurdu. Ne yazık!

ekmekcikız dedi ki...

Pemboşcuğum,
Gelmez miyiz, geliriz tabii ki.:)
Bak bi fikrim var. Madem teras uygun, roka, maydanos, nane filan yetiştirebilirsin. Balkonda domates yetiştirenlerin internet grubu bile var, biliyor musun?
:))