Salı, Şubat 24, 2009

SIKINTILI İŞLER

Uzunca bir aradan sonra, -neydi dağıtılan, hah, adalet!- işte o işin yapıldığı binalardan birine gittim.
Bir de ağırkanlı bir meslek erbabına rastladım da işler kaplumbağa hızıyla ilerledi mi?
Hiç sabrım kalmamış, hiç. İçim şişti, uykum geldi, darlandım...
Sonunda teslim olup unuttuğum gerçeğe, etrafı seyre daldım da, iş sonunda oldu, o arada öldürdük işte zamanı.

Bizim meslek örgütünden bir yazı gelmişti geçen hafta; "Hanfendü meslekte yirmibeş yılı doldurdunuz, yakında size törenle plaket verceez" diyesilerdi.

Oysa, ben başkalarına plaket vermek niyetindeydim; bunca seneden sonra aklımı başıma getirdiğiniz ve mutsuzluk sandığım şeyin aslında bir kurtuluş olduğunu sonunda anlamamı sağladığınız için derin teşekkürlerimle, filan yazacaktım üstüne de. Gerçi, benimki mesleki bir faaliyet değil, daha iyisi hayati bir nişane ama, bilemedim şimdi nasıl olur?

Hem sorarım size sevgili örgüt, ne yapacağım ben sizin vereceğiniz metal parçasını?
Etrafımda, önümde eğilen, kul köle pervane olan bendelerim mi olacak, o sayede?
Olsa ne olur ki?
Zaten, son zamanlarda hiç kendimi size yakın filan hissettiğim de yok ki!
Baksanıza, mesleğin icra edildiği yerlere bile, ancak mecburiyetten joker sıfatıyla gidiyorum. Büroda oturup cart curt etmesi, lak lak sesleri çıkarması çok daha eğlenceli.

Aslında, o yerlere gitmek eski zamanlarda eğlenceliydi.
İsterse olmasın!
Gün olurdu, günde iki posta o saraylarda gezerdim, eteklerimi savura savura.
O zamanlar yalnız değildim, tabii ki. Benim yaşımda koşturan bir dolu tanışım, arkadaşım vardı. Durur, arada onlarla lak lak eder, büyük büyük dertleşir, sonra yine koşturmaya devam ederdim, ederdik.
Sonra, biz büyüdük, daha küçükler daha çok koşuşmaya başladı, biz biraz molla sınıfına ayrıldık.

Hah, aklıma geldi; şimdilerde bizim mesleğin acemilerine anlattığım iki hikaye vardır.
İlki şu: O herkesin hayran kaldığı, yakası koları süslü siyah giysi üzerinizde iken yaptığınız iş bittikten sonra, acele bir yerlere yetişmek kaygısıyla süslü giysiyi çıkarmayı unutup saraydan dışarı uğrarsanız, anlayın ki "oldunuz".
İkinci ise; gece uykudan "ah-ha o dosyada şunu bunu yapmış mıydım" kaygısıyla uyandıysanız meslek sizi teslim almış demektir, "bittiniz".

Ben, bu aşamaları geçtim gitti. Başka bazı meraklı arkadaşlarım gibi, kabararak, kendini büyükseyerek bir şeyler yapmaya devam etmeye hiç isteğim yok.
Hatta, şu plaket meselesine cidden bozuldum. "Yuh! Yahu bu kadar zamanı harcamış, bir kenara koymuş mu oldum ben şimdi" diyerekten.
Bitirsem de şu işi, artık başka eğlenceli işlere baksam hayatta, derdindeyim.
Ekmek yapsam marifetimi anlatsam, sinemaya gidip film anlatsam, domates biber yetiştirsem onu anlatsam, uzak yakın yollara gitsem gezsem onu da anlatsam, filan...

Boş iş peşindeyim kısacası. Bomboş!
.

7 yorum:

şule dedi ki...

sen plaketin sagini solunu incele canim arkadasim, nerden yaptirmislar bi de sor sorustur. yaptırcaz biliyorsun, bir iki kişiye takdim etmek için :)

dezire dedi ki...

9 yıl olmuş bu mesleğe başlayalı, saraylardan da 2 yıldır uzağım. Benim de bu işi biran evvel bitiresim ve çok daha önemli şeyler yapasım var, üstelik yazarımızın yazdığı şu şeylere çok da benzer şeyler: "Ekmek yapsam marifetimi anlatsam, sinemaya gidip film anlatsam, domates biber yetiştirsem onu anlatsam, uzak yakın yollara gitsem gezsem onu da anlatsam, filan..."

Plaket konusuna gelince; bir iki de benim için fazladan yaptırmanızı rica etsem, vardır elbet benim hayatımda da takdim edeceklerim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Sahi ya, Şuleciğim!
Plaket takdimine niyetlendik de, yaptırmak da lazım. O da bir iş ama, üfff. :(
Sanal plaket versek? Hani, şu kadar daha iş ve enerji israfına tahammülüm yok da, onunçün diyom...
:))))

Ekmekcikız dedi ki...

Bayan Dezire, hoşgelmişsiniz!
:))

Bak, madem bu plaket işinin bu kadar meraklısı var -ki ben başkalarından da haberdarım- :)) yapılacak boş işler arasına onu da katabiliriz.
Şu motto nasıl?
"HAYATINIZIN PLAKETİNİ KİME VERMEK İSTERSİNİZ?"
:))))

Basak dedi ki...

Ne kadar tanıdık geldi bana... :) ama ben zaten bu işi bu şekilde yapamayacağımı staj yaparken anlamıştım. Ctesi dahil delice çalış, incele, oku, araştır, sonra kalem kalem gez, sonra gece yine kabus gör "ay atladım mı o dilekçede bir şey" diye uykulardan uyan, sabah karın ağrısı ile yine işe git... Şimdiki işim daha az sıkıntılı olmasa da,i mesleğin biraz daha steril bir boyutunda olduğu için, bana tüm o dediklerini yapmak için daha fazla zaman veriyor. Pişman mıyım? Hiç değilim. Layıkını ve itibarını artık eski zamanlardaki gibi bulamıyorsa da, mesleğimizi seviyorum.

Ekmekcikız dedi ki...

Başakcım,
Her şey bizim memleketin genel arızalarıyla eşdeş şekilde gitmese, o koşturma, bir şeyleri yakalama, kalıbına uydurma, yerine göre yaratma halleri hoş bir macera olarak görülebilir de, bir de o anlamsız beklemeler, anlayışsızlıklar eklenince, hiiiiç çekilmiyor, hiç!
Maalesef!:((

Basak dedi ki...

Katılıyorum sana, aynen...