Çarşamba, Temmuz 15, 2009

ÇOCUKLUĞUN O EN TATLI ANILARI


Çocukluğunu hatırlamak ne kadar zordur, bilir misiniz? Üstelik, hiç de zor değilmiş gibi gelir, insana. Oysa çok zordur, çok.
Neden mi?
Çocukluk, yedi yaşına kadar olanı özellikle, insanı şekillendiren bir dönemdir. Bu şekillenmenin hep mutlu, keyifli, "çocukça" anlarla, anılarla dolu olduğunu sanırız.
Değildir. Korkularımız, hayal kırıklıklarımız, hüzünlerimiz de vardır orada.
Sonra, bir şeyler olur, beynimizin henüz tüm ayrıntısı çözülmemiş kıvrımlarında bir şeyler kaybolur, unuturuz ve büyürüz.

Büyürüz de nasıl? Önce, bedenen büyürüz; ruhumuzun bedenimize eşlik etmesi o kadar da kolay olmaz. Ruhumuz büyürken, çocukluktan unutamadıklarımız, ya da unutup tekrar hatırladıklarımız bizi şekillendirmeye devam eder.

Çocuklarım büyürken, pek çok defa, kendi çocukluğuma döndüm. Dönmekle de kalmadım, kendimle ilgili çok sorunun cevabını da buldum. Bu ilginç dönüşümü herkes yaşar diye düşündüm. Bir bilen dedi ki, "senin algıların açık, insan gelişimine önem veriyorsun. O nedenle de çocuklarını anlamaya çalışırken, kendini de anlamayı başarıyorsun. Hiç kolay değil, bu. Herkes yapamıyor". Bu yorum, şaşırtmıştı beni.
Sonra zaman geçip, insan psikolojisi üzerinde daha çok okuyup, düşününce anladım ki evet, doğruydu bu tahlil.
Doğruydu doğru olmasına, ancak, zihin açıcı özelliğiyle, konusunda son derecede yetkin oluşuyla, Atanur Hanım'ın varlığı ve desteği de çok önemliydi benim için.
Atanur Hanım, -çocuklarımın, yeğenlerimin Atanur Teyzesi- yakın çevremizdeki pek çok çocuğun mutlu yıllarını geçirdiği yuva AYDO ÇOCUKEVİ'nin yöneticisidir. Viyana Üniversitesinde pedagoji doktorası yapmış değerli bir psikologdur, Atanur Mert.

Şöyle başladı hikayemiz:
Oğlum, üç yaşına geldiğinde, artık gün boyunca evde yalnız oynamak ona yetmez olmuştu. Yakın çevredeki bütün yuvaları gezdim. Öyle bir kafa karışıklığı yakama yapıştı ki, mutsuz hatta panik halinde kalakaldım.
Sonunda bahçesinin genişliğine tav olup, yakındaki bir yuvaya verdim kuzumu. Yaz bitip de sonbahar geldiğinde "faaliyet" dedikleri konuda öyle bir tablo çıktı ki ortaya, yuva denemesini oracıkta kestim, gelecek bahara kadar rafa kaldırdım. Meğerse, çocukları beş-on metrekarelik bir alana tıkıp TV seyrettiriyorlarmış, "faaliyet" olarak! Harika değil mi?



Baharda yeni bir deneme yapmaya niyetlenip, tekrar iç daraltıcı yuva bulma faaliyetine başladığım sırada, kardeşimin bir arkadaşı imdada yetişti; çocuğunu gönderdiği yuvadan çok memnunlarmış. Hemen randevu alıp, görüştüm.
Atanur Hanım'la ilk karşılaşmamız o gündür.
Bana, çocuğumu yuvaya bıraktığım gün neler yapacağımı, onun ve benim neler yaşayacağımızı, hissedeceğimizi anlatmasından, bu işi bilen biriyle karşı karşıya olduğumu düşündüm ve çok sevindim.
Yanılmamışım.

Çocuklarım da, yeğenlerim de AYDO'ya hep isteyerek, severek gittiler. Orada çok mutlu oldular, kişilikleri mutlak şekilde olumlu etkilendi.
Yazın, yakın çevredeki sağlıklı bir havuza gidip yüzdüler, haftada bir kez lunaparka gitmenin keyfini çıkardılar. Kışın, çocuk oyunlarına, baharda kuzu sevmek için çiftliklere gittiler.
Yıl sonunda "müsamere" stresine girmeden, okulun bahçesinde yaptıkları el işleri duvarlarda sergilenir ve her gün akşam üstü kahvaltısında yedikleri kurabiyeler limonata eşliğinde ikram edilirken, oyunlar oynayıp, şarkılar söyleyip eğlendiler.
Yeni yılı kutlamak için yapılan kıyafet balolarındaki eğlenceler de tam onlara göre oldu hep; abartısız ve mutluluk verici.

Çocuklar eğlenerek öğrenirken, biz anne-babaları da unutmadı, Atanur Hanım.
Ayda bir akşam hafta içi, -babalar da gelebilsin diye maç olmayan gecelere rastlatarak- seminerler verdi bize.
İşte, kendimi tanımanın ve bunun çocuğumla kurduğum ilişkideki olumlu katkılarını görmemin temeli, o eğitimlerde atıldı. Eğitim, orada kalmazdı üstelik; ne zaman istersek, randevu alıp, kendisiyle görüşebilir, danışabilirdik.

Hayatımın yakın yıllardaki zor dönemecinde, artık çocuklarım ilk öğretimde iken, güvenebileceğim tek insan o oldu yine. İçimi, sıkıntımı ilk ona açtım. Onun gösterdiği uzman bana destek olmaya başlayana kadar, bu sürdü, gitti.


Aradan zaman geçti; çok zaman. Yuvanın yakınlarından geçerken, hep iyi duygularla andım kendisini ancak bir becerip ziyaretine gidemedim. Artık, en yakın zamanda bunu yapmalıyım.
Henüz bacak kadarken o bahçede oynayan, şimdi boyumu geçen bebelerimle birlikte, en kısa zamanda oraya gitmeliyiz.
O zarif, akıllı, işinin ehli, değerli insanı ve birlikte çalıştığı, titizlikle eğittiği öğretmenleri tekrar görmek için bir akşamüstü saatinde AYDO'da olmalıyız.
En kısa zamanda.

.

10 yorum:

funda dedi ki...

Umarım ve dilerim böyle biryerde çalışabilirim. Veriğin linke gittim, müsamerelerle ilgili yazıyı çok sevdim kesinlikle katılıyorum ben de aynı düşünceye..
Ama hala oğlumu göndericek bir yer bulamadım ya, bu gidişle çocuk okul öncesi eğitim alamıycak..yada taşınsak mı sizin mahalleye acaba :)

funda dedi ki...

bir de bir sır veriyim mi o faaliyet denen şeylerin çoğunu da çocuklar yapamıyor zaten.. öğretmenler yada yardımcı ablalar yapıyor :)

Ekmekcikız dedi ki...

Fundacım,
Bu ara taşınacaksın sen ya, öyle ya da böyle, gel bari bizim mahalleye! :)))
Ya da çalışacak böyle bir yer bulduğunda, oğlun da gidecek okul bulmuş demektir zaten, di m?
:))

Ben de sana sır vereyim, Aydo'da faaliyetleri çocuklar yapıyordu, inan. Eserlerinden anlamak mümkündü, bunu.:))

elektra dedi ki...

Oğlumu 4 yaşında, maalesef şimdi kapanan ABC çocuk evine yollamıştım. nerdeyse senin duygularına benzer duygularla yaşadım kreş deneyimini. çok çok memnun kalmıştık. hatta hiç unutmam, bir gün bizimki geldi, ceplerinden avuç avuç palamut dökülüyor. palamut toplamaya götürmüşler. bir gün geldi, ' ben pazardan çilek toplayıp, reçel yaptım, bu da size' diyerek küçücük bir kavanoz çıkardı verdi, daha hiç reçel yapmamış annesinin eline, şoka girdim:) yani demem o ki, şanslıyız bizler. define gibi yerler böylesi eğitim kurumları...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Kesinlikle define gibi, böyle eğitim kurumları ve o nedenle yazdım biraz da, defineyi başkaları da keşfedebilsin, diye. :)))

Ebru dedi ki...

Oğlumu kreşe kaydettiğimiz gün hayatımın en önemli anlarından biriydi. Annem dışında birine teslim ediyordum. korktum, ağladım galiba yarım saatte bir aradım:)Biz de birkaç kreş gezmiştik. psiklog veya pedagog çalıştırdığını söylüyordu birçok kreş ama neden bilmiyorum sanki o görüşmede olmalıydılar diye güvenemedim. Sonra gittiğimiz kreşin sahibinin Hacettepe mezunu ve psikolog olması artı puan olmuştu. Neleri neleri inceledim saysam ben bile utanıyorum:)
Yankı Yazgan çok beğenirim . Galiba rtık tanıyor çünkü ne zaman sıkıştığımı hissetsem mail atıp yenile yenile diyerek yanıtlar beklerdim. Gecikmeli bile olsa yanıtlar verirdi.
O büyürken büyüdüm hatta törpülendim sanırım. Bambaşka bir şey insanın çocuğu için kafa yorması, planlaması.

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Çocuğunu ilk kez, annen dışında bir yere bıraktığında, o yer çok güvendiğin bir yuva bile olsa geriliyorsun, daralıyorsun, bir parçan eksilmiş gibi hissediyorsun.
Duruma alıştıktan sonra bile, artık çocuğunun senden bağımsız, kendine ait bir yaşamı olduğunu anladığında, yeniden sarsılıyorsun.
Çünkü, o artık senin bir parçan olmaktan uzaklaşıyor, sadece ayrılmıyor, ayrışıyor senden. Bunu kabul etmek öyle zor ki!

Ebru dedi ki...

Kesinlikle haklısın. Bu arada annem de bize güvenmiyor o da ayrı konu:)
Abartıyor muyuz diye düşünüyorum bazen. Evdeki oratımı bile güvensiz bulduğum anlar öyle çok ki. Kaldı ki dışarısı:(

şule dedi ki...

ne onemli bir seydir su kres-yuva denen yer. ve bizde ne zor bulunur saglam, akli basinda yuvalar. cok sansliymissiniz...
ozan 4 yasindayken verdigimiz bir yuvada, "elleri kollari bagla, uslu cocuk ol" diye bir sarki ogrettiklerini gorup aglamak istemistim. ertesi gun de cocugumu ordan kosar adim uzaklastirmistim...sonrasinda gittigi cok eglenceli bir yuvaydi ama o da muthis pahaliydi. "yuva" denince ben cok hos seyler hatirlamiyorum bu yuzden :(

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Bizim oğlanın "Faaliyet " olarak televizyon seyrettiği yuvada, bir de korkunç marşlar öğretiyorlardı çocuklara. Orası sanki, kaderine terk edilmiş bir çocuk toplama deposu filan gibi bir yermiş gibi gelmişti bana. :(((
Absürd ötesi...
Evet ya! Bir de şu marifetmiş gibi pahalı olma hali vardır, insanı sağarlar! Iykk!