Cuma, Kasım 06, 2009

TADSAL

YA DA
ŞU "AKYA" HİKAYESİ


Talisman yazıyordu geçen gün, balık buğulama yapmış, güzel olmuş. Gelen yorumlardan bir "buğulama güzel olur mu, balık kafası yenir mi" muhabbeti doğdu. O ara aklıma geldi, yıllar önce bir akya yemişliğim vardır -ki, tadı halen damağımdadır- anlatayım dedim.

Nerdeyse onsekiz sene mi olmuş nedir? Hatırlanması gereken bilgi bu değil, aslında. İşte fi tarihinde diyelim, bir grup arkadaş, 29 Ekim'in önüne sonuna eklenen bir iki günü fırsat bilip, Bozcaada'ya gitmiştik. O vakitler, Bozcaada'yı bilen eden yok, sen ben bizim oğlan Bozcaada sevdasındayız, bulduğumuz her fırsatta adaya yollanıyoruz. Bu da öyle bir yolculuk.

Hatırlayın, bir hafta önce hava nasıl birden soğudu, kış gelir gibi oldu, tipik Ekim sonu, hava öyleydi yine. Feribot bekle, bin in, git, bi daha feribota bin derken, bir gün yolda geçti. Ertesi gün, yağmurlu havada soba başında kestane pişirip, kağıt oynayarak geçti. Sonraki gün yağmur durmuş olmalı, o gün Batı Feneri'ne gidip piknik yapmaya karar verildi.

O yıllarda arabaya atlayıp, hoop biryerlere gidiverirdik. Yolculuk sırasında aç kalmayalım diye, piknik sepeti hazırlardım. Laf ola! Neden aç kalınsın? Maksat, hele de iki araba filan gidiliyorsa, eğlence olsun, "hadi burda piknik yapalım" amaçlı yer bakılsın... Keyfini çıkarıyoruz gezmenin, kısacası.
Tabii ki, Bozcaada gezisi için de piknik sepeti hazırlanmış ve içindekilerin bir kısmı, tüketilmişti. Batı Feneri pikniği kararı verilince, eksiklere bakıldı, sepete elma, patates, peynir, ekmek, çikolata eklendi.
Deniz kenarına ulaşınca, kimi kumsalda kabuk topladı, kimi denize taş attı, kimi kuru ağaç dalı toplayıp ateş yaktı, etrafa bakıyoruz, fotoğraf çekiyoruz, sohbet ediyoruz.
Meraklılarımızdan iki erkek deniz kenarındalar, uzaktan bir balıkçı teknesi avdan dönüyor. Öyle yüklü ki, kıçı suya gömülü gidiyor, nerdeyse. Bizimkiler, el kol ediyorlar. Sesleri bize gelmiyor, meğer "balık verin bize!" diyorlarmış.
Aaa! Tekne döndü hafif, kıyıya yöneldi, bizimkilerden önceki seneden ders alıp tedbirli davranıp, ayağında çizmesi olan suya girdi. Haa, tedbirin sebebi de şu; önceki sene yeni yıla adada girmişiz, bizimkiler deniz kenarında gezinirken deniz kestanesi mi avlıyorlardı neydi, suya girmek zorunda kaldılar, yiğitliğe pek halel getirmedilerse de, kıçları donmuştu. O nedenle bu defa tedbirliler, balıkçı çizmesi ayakta!
Tekne yanaştı yanaşmasına da, iyice dolu olduğundan karaya oturma tehlikesini göze alamayıp, biraz uzak düştüler. O sırada kıyıya doğru, kocaman bir şey uçtu! İşte, dallarla kürekle vs. bir haller edip, tekneden savrulan "şey" kıyıya çekildi.
Meğerim, bu bir akya imiş.


Bakınız "kutsal bilgi kaynağı"nın ilgili sayfasında, 25. ilmekte yeralan bilgide diyor ki,
"...akyanın eti çok lezzetli olmayıp şiş halinde mangalda veya galeta ununa bulanmış fileto halinde tavada pişirileblir. ancak kafasından yapılan çorbanın tadına doyum olmaz."

Buraya kadar çok iyi, güzel de bu balık pansiyona nasıl götürülecek, götürülmeyecekse burada nasıl pişirilecek?
Bir süredir yanan bir ateş vardı iki kayanın arasında ya, onun etrafı korunaklı hale getirildi, teneke mi bulundu neydi etrafını çevirmek için, ateş harlandı filan. Birisi, nereden yarattı ise, eski usul kocaman oluklu kiremitler buldu. Ateşin üstüne iki kayanın arasına konuldu.
Balığın karnı yarıldı, içi temizlendi, denizde çalkalandı. Kiremitlerin üstüne yerleştirildi.
"Pişer mi bu yahu?" diye endişelendi içimizden bazıları.
Pişti!
Hem de nasıl, pişti!
Hayatımda unutamadığım bir balık tadıdır, o yediğim. Gerçi, akyayı anlatırken çok lezzetli değil demişler ya, kulak asmayın siz. Öyle lezetliydi ki! Özellikle de pek kimsenin itibar etmediği, ben severim yemeği diye bana bıraktıkları kafası...

Efendim, sonra da piknik sepetindeki patatesleri, elmaları, ateşin közüne gömüp, üstüne onları da tatlı niyetine yedik ki, değmeyin keyfimize...


Yakınca bir zaman önce, BBC'de, ormanda yaşam, hayatta kalma konularının anlatıldığı bir belgeselde, nehirde avlanan balığın bu işe uygun bitki yapraklarına sarılıp, ateşte nasıl pişirileceğini anlatıyordu.
Pöff! O da ne ki, demiştik. Kolay bu işler, biz de yapmıştık!

.

22 yorum:

serpil dedi ki...

En güzel yazılarından biri bu biliyormusun Ekmekçikız, minik hoş bir öykü, çok sevdim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Serpilciğim,
İnan kanatlandım da uçuyorum gibi oldum, iltifatını okuyunca.
Demek, akyalı günün bize verdiği mutluluk devam ediyor. Ne güzel!
:)))

Gamlı Baykuş dedi ki...

Ne güzel yazmışsın Ekmekçim. Bozcaada sevdam depreşti. Gitmeli buralardan oralara...

serpil dedi ki...

İltifat değil ki, gerçekten öyle düşünüyorum, naçizane (Ekmekçikız bunu da bazıları acizane diye söylüyor, aklıma geldi şimdi :)

hafif abi dedi ki...

Ne desem ne etsem...

şule dedi ki...

balığı lezzetli kılan siz ve yarattığınız ortam olmuş zannımca efendim :)

Adsız dedi ki...

ne güzel bir anlatımdır bu böyle; usulca, insanın gözüne sokmadan, ama içten, ama hissettiren... arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Şenkuşum,
Gideriz be yavv! Atladık mı tomofile, otobosa...
Di mi?
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Serpilciğim,
"Acizane" teşekkür edeyim, o vakit!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Hafif Abiciğim,
Bilmem ki, "ne deseniz, ne etseniz?"
Buyrun, dinleriz biz sizi.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Şule Hanımefendiciğim,
İltifat ediyorsunuz "siz" derken de, ortam evet, çok güzeldi. Bir de gençtik o vakitler, çok genç!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Arzu,
Anı güzel, o yaşananları hissedebilmek güzel, yansıyan o olsa gerek...
:)))

Adsız dedi ki...

Bense yazanin yetenegini vurgulamak isterim :))arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Anlamazlıktan gelmeye çalışmıştım, çok sevindim böyle hissedilmesine, çook!
:)))

Evli Adam dedi ki...

bir akya kellesi tarifi vermek şart oldu.

Adsız dedi ki...

Harikasın Ekmekçikız, harika... Zevkle okudum, zevkle dinledim. Kucak dolusu sevgiler...
Fatma.

Ekmekcikız dedi ki...

Hoşgeldiniz Evli Bey!

Anlatınız, dinleyelim tarifinizi.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Fatma,
Sevgiler benden desem?...
:)))

Evli Adam dedi ki...

hoşbulduk.

görsel arıyorum Ekmekçi Hanım, bulunca koyacağım ff'ye.

nalan dedi ki...

oyyyy.
ben de stajda bir kuru yük gemisinde israil'e gittim iki sefer. bolca demirde bekleniyor liman çok dolu. alargada ( demirde ) en zevkli şey balık tutmak. benim de talihime bir lagos geldi. gemide bir heyecan dalgası. sonra aşçı güzelce pişirdi. tadımlık da olsa hepimiz yedik, az buz değil yukarı ben çekemedim kıç üstüne, süvari aldı elimden oltayı o çekti yukarı.
afiyetle yeni içildi, sonra söylediler bana meğer lagos pek pahalı bir balıkmış. ben de daha öğrenci. fiyatını duyunca gözlerim faltaşı gibi açılmıştı :)

Ekmekcikız dedi ki...

Ooooo!
Üstadımız varmış burda?!
Nalancığım, biz galiba aynı işin iki ucundayız seninle, bir ara konuşalım bunu. :))

Lagos'a gelince, evet ya, şahane ve ender balıktır ve çok lezzetlidir.
Afiyet olsun!
:))

nalan dedi ki...

sevgili ekmekçikız,
şimdi karadayım tabi. deniz çok zor. bayanlar için değil sadece yoksa bayan olmanın her hangi bir zorluğunu çektiğimden değil, ben karada kalmak istedim.
aynı işi yapıyoruz sanırım,tanış çıkmak da var işin ucunda :)
sevgiler