Perşembe, Ağustos 12, 2010

NASIL YİYORSANIZ ÖYLE KONUŞUN!



...bir insanın varlığını ne çok sayıda etken oluşturmakta!
üzerinde durduğumuz ne çok nokta, zihinlerimizden, bedenlerimizden, tarihlerimizden, ailelerimizden, yaşadığımız kentlerden, ruhlarımızdan ve öğle yemeklerimizden aldığımız ne çok etki var!

...bir şehri ve içerisindeki insanları anlamanın sırrının, sokağın adının ne olduğunu öğrenmekten geçtiğini bilmiyor musun?

...her şehrin kendisini ve orada yaşayan çoğunluğu tanımlayan bir sözcüğü vardır. Eğer herhangi bir yerde yanından geçmekte olan insanların düşüncelerini okuyabilirsen, birçoğunun aynı düşüncelere sahip olduğunu görürsün. Çoğunluğun düşünmekte olduğu, o şehrin sahip olduğu sözcüğün ta kendisidir. Eğer senin kişisel sözcüğün şehrin sözcüğüyle örtüşmüyorsa, o halde sen o şehre ait değilsin.

...çaresiz bir aşkta, karşımızdakinden bizim ihtiyacımız olan kişi olmasını bekleyerek karakterler yaratırız ve sonra o bizim yarattığımız role girmeyi reddettiğinde kendimizi perişan hissederiz.

...yalnızca kısa bir süreliğine de olsa, bu şekilde yaşamak böylesi kötü bir şey midir? Kişinin hayatının sadece bir kaç ayı süresince, bir sonraki leziz yemeği bulmak dışında bir amaç gütmeden oradan oraya seyahat etmesi bu denli berbat mıdır? Bir dili yalnızca kulağa hoş geldiği için öğrenmeye çalışması, günün tam ortasında, en sevdiğiniz çeşmenin hemen yanıbaşında ya da bahçede olup da güneşin altında bir şekerleme yapmak istemesi?




****************

Okurken, bir de baktım ki, yukardaki cümlelerin altını çizmişim.
Bu yeni moda!
Hafif ağır ne okursam okuyayım, bir çizmek tutturuyorum, sonra fellik fellik kalem ara dur.


Resimler: Cesare Marchesini
.

8 yorum:

fatma sancak dedi ki...

bir kitapta diyordu ki, bir okumayla hafızanızda tutamazsınız. en az iki kere okuyun. şopenhaur un okumak ve yazmak sanatıydı sanırım kitap. altını çizdiğin cümle daha uzun kalıyor aklında.

resimler ne güzel. birazdan annem gelecek, köy kokulu yiyecekleri ve yağmur kokulu bedeniyle. bu fotoğraflar da annemin gelişi gibi neşe ve pastoral hayat dolu...

günaydınlarım efendim :)

Adsız dedi ki...

tatlım,
çaresiz aşk hakkında benim bir diyeceğim var :-)

birileri demiş ki; gerçekten muhteşem biri ile tanıştığınızda, sizi, sizin de muhteşem olduğunuza inandırır, işte kurulmaya değer tek ilişki budur....

yani, yüklemeler, yüklenmeler konuları sanırım kişiye kendisini bir miktar suçlu hissettirerek kaçış yolu açıyor ...

oysa, günün sonunda tek önemli olan senin kendini muhteşem hissedip hissetmediğin benim MUHTEŞEM arkadaşım :-)

unutma, sen hem evrenin bir armağanısın hem de evrene bir armağansın...

Adsız dedi ki...

Hemen bir üzerimde yazmış olan Sayın Adsız Kişisi: nasıl da güzel bir yorumdur bu böyle... Özellikle de MUHTEŞEM arkadaşa hitabet kısmı dahil, tüm yazıya katıldığımı belirtmeden geçemedim. arzu

Oya Kayacan dedi ki...

Üçüncü paragraftan Ekmekçi, dağdan gelenlerin gözleri bağdakilerin gözlerini kovar gibi bir sonuç çıkıyor. Haso İstanbullu olan ben yine İstanbul'a dair konuşuyorum tabii ;(

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Fatmacım,
Saat akşam olduğuna göre artık, anneciğine kavuşmuş olmalısın. Gözün aydın!
:)
Hafıza tutma konusuna gelince, artık kısa dönemli hafızam tam bir kaygan zemin oldu, düşen durmayıp kayıyor!
Altını çizersem, bir nebze, yazarsam da ehh işte...
Yaa!

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Tatlım,

Ne kadar cesaret verici, ne kadar inanarak yazmışsın.
Sana içtenlikle teşekkür ederim.
Muhteşem! Evet! :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Arzucum,

Bir teşekkür de sana o zaman. En içteninden...
:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Oya Hanımcığım,
Kesinlikle haklısınız!
Ne zamanki bu şehrin irileşmesi, hazımsızlık yaratan bir oburlukla şişmesi duracak, belki o zaman bir kent sözcüğünden, kentimizi tanımlayab sözcükten bahsedebileceğiz.
Aslında, bu satırları okuduğumdan beri, İstanbul'un kelimesi nedir, İstanbullular gün içinde en çok hangi kelimeyi akıllarından geçirmekte ve en çok hangi kelimeyle haşır neşir olmaktalar diye düşündüm, düşündüm... Bulamadım!
Ne acayip.