Salı, Şubat 08, 2011

DEDEM ANLATIYOR (5) Sakarya Savaşı Sonu

Milli Müdafaa, bizi -ben, Hasan Hulki ve daha birkaç arkadaş- 15. Fırka emrine göndermişti. 15. Fırka Samsun cephesi, Sakarya kenarında Sakarya Beylik köprüsü civarında bulunuyordu.
Biz 15. Fırkaya iltihak etmek üzere gittik. Haymana'da akşam oldu. Levazım Albayından başka Haymana'da kimse kalmamış, diğer subaylar ve erlere Haymana Beylik köprü civarında vazife verilmiş.
O gece taarruza geçileceği söylendi. O gece yoktuk, tabii gidip alaya veya tabura intikal etmek mümkün değildi; biz o gece Haymana'da kaldık, gece sabaha yakın taarruz başladı. Bizimkiler, düşmanı, Yunan'ı Sakarya’dan öbür tarafa attılar.


Gittik, biz de alaya, tabura iltihak ettik.
Taburda bana, 38. Alay 1. Tabur 1.bölüğünde takım komutanı olarak vazife verdiler. Yüzbaşı orada yaralandığı için bu defa yüzbaşı vazifesini de görmek mecburiyetinde kaldım.
Erlerin ayakları çıplak, üstlerinde hiçbir şey yok; ceviz kabuğuyla boyalı don gömleği giydiriyoruz. Eğer inek, manda, camuş derilerinden birisi verilirse, onu da parça parça çarık yaparak erlere giydiriyoruz. Yahut çarık yaptırıyoruz.
Aradan 2 gün geçince, "Beylik köprü civarına, istikam bölüğü gelip, orada köprü yaptıktan sonra piyadenin taarruz yapacağını" söylediler.


İstihkam taburu 5-10 gün sonra geldi, orada köprü yapmaya başladı.
Biz de istikam taburunu korumak için, sağında solunda bekliyoruz.
O sıralarda, 5. Fırka lağvedildi; bizim 15. Fırka 38. Alay 1. Tabur 1. Bölüğüne, yeniden, bölüğümüz kadar, 50-60 kişi daha verildi. Bölüğüm oldu 100 kişi oldu. 20 gün yahut 1 ay kadar, yine orda kaldık.


Kaldıktan sonra, köprü yapıldı, düşmana taarruz edecektik, Sakarya’da. Düşman top ateşi ile, bizim istihkamlarımızın siperlerine top ateşi yağdırmaya başladı.
O esnada ben çarık dağıtıyordum, 4 tane şehit, 12 tane yaralı verdik. İyice kayanın dibinde olmasaydım, top mermisinin şarapnelinden, ben de yaralanacaktım yahut şehit olacaktım.


Birkaç gün sonra, yüzbaşı geldi. Yüzbaşı bize emir verdi: Sakarya’yı geçip düşmana taarruz edeceğiz. Evvela tabur bizi takviye edecek, sonra alay takviye edecek, düşmanı atacağız, Sakarya’dan.
Ona hacet kalmadan düşman anlamış bu planı, çekileceği gün mütemadiyen topçu ateşi yaptılar, bir çok erler şehit oldu .
Gece, bizim bölük yüzbaşısı, maiyetindeki eski erlerini, tuttu bana verdi, yeni erlerini de bir başka bir asteğmen vardı ona verdi,  kendisi de ortada. Düşmana hücumda, Sakarya’yı geçtikten sonra, ben sağa gideceğim, o da solumdaki tepeleri tırmanıp düşmana taarruz edeceğiz.
Lakin düşmana taarruz edeceğiz de, düşmanın siperleri öyle önden gözüküyor; yani bizi makineli tüfek ateşine tutmuş olsa, hepimiz Sakarya tarafında boğulup gideceğiz, daha Sakarya’yı geçemeden öleceğiz, yüzme de bilmiyoruz.
Sabaha yakın oldu, ben, Mehmet Çavuş adında birisini, ileri, yani takımın ileri keşif kolu olarak gönderdim. Mehmet çavuş ilerler, aydınlanırken bakar ki silah sesi, bilmem ne yok. Hayrola deyip düşmanın siperine kadar atıldı, güneş doğmak üzereyken işaret verdi; düşman yok kaçmış. Bizim hiç haberimiz de yok.
Düşmanı yakalayalım, filan diye 3 saatlik 5 saatlik yolu öyle koşmuşuz ki, baktık ki emir verildi: Geriye gelin diye. Tekrar geriye döndük. Sağdaki soldaki kıtalar düşmanı Sakarya’dan atamamışlar, harp ediyorlarmış.
Tam 1-1,5 ay orada kaldık Sakarya kenarında. Ondan sonra emir verildi ilerledik.


Düşman Afyon hattında siper kazmış, bizler de 15er fırka, Akşehir’de, harp cephesi komutanlığı, sonra 1. Ordu kumandanlığı, cephe komutanlığı ile birlikte Akşehir’de kaldık.
Akşehir civarındaki köylerde de biz siper kazmışız, belki düşman taarruz eder filan diye, kaldık.
Akşehir civarında, Ali İhsan Paşa 1. Ordu Komutanı, mütemadiyen ordu emirlerini gönderiyor, sonra gelip iki de bir talimimizi teftiş ediyor, "talimlerimize, filan, iyi dikkat edin" diyor. Bu tabii bahar esnasında yapıldı.


Birden dediler ki "Ali İhsan Paşa kolorduya ikamet etmeye memur edilmiş".  
Neymiş, Ali İhsan Paşa, İsmet Paşa daha kendisinden daha kıdemsiz olduğu için, ona itaat etmek istememiş. O, Harp Cephesi Komutanı, öteki 1. Ordu komutanı.  Batı cephesinde, iki ordudan müteşekkil bir teşkilat yapılmıştı, Kuvai Milliyede.
İşte 1. Ordu komutanlığına, Malta’ya sürgün edilmiş, meşhur, Ali İhsan Paşa ( Ali İhsan Sabis), 2. Ordu komutanlığına da Yakup Şevket (Şevki?) Paşa getirilmişti.
Biz Afyona göre sol taraftayız, ikinci ordu Eskişehir’e doğru, yani sağ tarafta.
Neyse, Ali İhsan Paşayı, Akşehir’de ikamete memur edince, yaver Hasan Paşayı da yerinden aldılar. Nurettin Paşayı 1. Ordu komutanlığına verdiler.

Nurettin Paşa, Müslüman bir adam; imamları, hatipleri, hepsini Müslümanlıktan, cesaretten, filandan bahsettirmeye başladı. Ali İhsan Paşa ise, günlük emirlerinde, hep talim terbiyeden filan bahsederdi, bu ise yalnız Müslümanlıktan, filandan.
Biz Afyon civarında o kışı geçirdik. Onca döndük dolaştık, artık iyi yerlere düştük derken, karlı fırtınalı yerler nasibimizmiş, boyuna geziyorduk, Afyon civarlarında.
Afyon civarında bir köyde, -ne köyüydü, ismi iyice hatırımda değil- orada bir fırtınaya, bir kara tutulduyduk ki, orada birkaç tane er ve ben az daha donuyorduk. Orada mola vermiştik, halbuki orada mola verilmemesi lazımmış. Ta sabahtan akşama kadar, fırtınada boyuna gezindik, durduk, askerlerle birlikte.
Sonra o köye geldik, emir erlerimiz iyiydi. Sivaslı bir emir erim vardı; para yok, bilmem ne yok, gider tayinleri satardı, köylüden süt alır, bulgur alır, gider ineği sağar, bilmem şöyle eder, böyle eder, bize yemek yapar getirirdi, akşam yemeği.

 Sonra:
Büyük Taarruz
.

Hiç yorum yok: