Cumartesi, Mayıs 23, 2015

DAĞLARDAN ANITLARA SINIR KAPILARINA

Sanırım ilk kez bir yolculuktan döndükten sonra, ayrı ayrı pek çok insana gezdiğim yerlerli bu kadar coşkulu ve ayrıntılı anlattım durdum. 
İş buraya yazmaya gelince,  belki de ilk kez bu kadar geciktim ve az anlattım, sanırım.



Seyahatimizin ikinci günü Kars'taki Ani harabelerini ziyaret ederek başladı. 


Yularıdaki fotoğraftaki şehir kapısından girerken şaşkınlığım başladı. Sadece bir kaç kalıntı göreceğimizi sanıyorken, kuruluş tarihi 6. yüzyıla dayanan 15. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş kocaman bir şehirin kalıntılarıyla karşı karşıyaydık.



Ani'de en çok etkilendiğim yerlerden birisi, yukarıda görülen şimdi sadece ayakları duran köprü  oldu.
Köprü, ipekyolu üzerinde bulunuyor ve iki katlı yapılmış. Bir kat hayvan sürülerinin geçişi için, diğeri insanlar için yapılmış.
Köprünün üzerine kurulduğu nehir, Erminastan ile bugünkü sınırımızı da oluşturan Arpaçay. 
Nehrin sol tarafı Türkiye, sağ  tarafı Ermenistan. 
Fotoğrafın çekildiği yer, nehre kuşbakışı hakim bir tepede kurulmuş olan Selçuklu camiinin pencerelerinden birisi. 



Amenaprgiç Kilisesi mi St. Gregorius Kilisesi mi olduğunu şimdi tam hatırlayamadığım yapı.
Duvarların içindeki fresklerin yanısıra dış duvarlardaki taş işçiliği hayranlık verici.

Diğer kalıntıların fotoğrafları ve tarihle ilgili bilgi için şuraya bir tık lütfen! 




Kars'tan sonra yolumuz Doğubayazıt'a döndü. 
İlk hedefimiz İshakpaşa Sarayı. 
İçinin yapısı etkileyici olduğu kadar, dışarıdan görünüşü ve pencerelerinden seyredilen manzara da ayrıca çarpıcı.
Bulunduğu yüksek konum nedeniyle olsa gerek, dışarıdaki buluta, güneşe, kara göre her an değişen bir manzarası var.

Burada, kale/sarayla ilgili başka fotoğraflara bakabilirsiniz. Tık! 



İshakpaşa Sarayı'nı gezip, ona yukarıdan bakan Ehmede Xani türbesinin yanına ulaştığımızda  güneş batmaya başlamıştı. 
Gün ışığı  bulutlarında arasından süzülerek bize  nefis tablolar sundu.




Geceyi Doğubayazıt'ta geçirdik.
Sabah uyandığımızda otelimizin karşısındaki heybetli mi heybetli dağla selamlaştık: Merhaba Ağrı /Eğri/ Ararat !
Yolculuğumun pek çok heyecan verici anısının ilk sıralarında Ağrı dağı.
Yolboyu giderken, görebildiğim sürece, ondan gözlerimi alamadan baktım durdum.
Kocaman ancak korkunç değil.
Hemen yakınındaki Küçük Ağrı dağı ile birlikte ana kız gibi duruyorlar, ya da abi kardeş.




Ağrı dağı, İran sınırına çok yakın.
Ağrı dağı demişken Nuh'un gemisini es geçmek olmaz. Nuh'un gemisinin bulunduğu varsayılan Tendürek dağının bir koluna doğru yol alırken önce Gürbulak sınır kapısını görelim dedik.
İran'la aramızdaki sınırın kapılarından birisi olan Gürbulak bugünlerde pek geçit vermiyor. Sınırda diğer tarafa geçmeyi bekleyen 15 km. uzunluğundaki TIR kuyruğunu görünce şaşkın kaldık. 
İnsan gözleriyle görmese böyle bir şeye inanmaz. Geçiş için bekleyenlere sabırdan fazlası lazım...




Dağlar bitmiyor, tükenmiyor.
Şimdi karşımıza çıkan, Anadolu'nun bacası tüten volkanlarından  Tendürek dağı.
Eteklerindeki püskürmelerin görünüşü etkileyici. Savaş artığı metal parçacıklı bombalar gibi duran kayalarla dolu her yer.


Hiç yorum yok: