Pazartesi, Ekim 21, 2019

MEVSİMSİZ AÇAN ERGUVAN

Kaç gündür içimde bir özlem var, çocuklarımdan uzunca ayrı kaldığımda burnumda tütmelerine benzeyen... Ah bi Fenerbahçe Parkı'na gitsem, yapraklar sararmaya başlamıştır, parkı, ağaçları bir seyretsem...
Bu sabah bir fırsat buldum, soluğu parkta aldım.  Parkın genel havası tam düşündüğüm gibi, sabahki sis yavaştan açılıyor, kırık ışık yaprakların arasından süzülüyor. 
Pazartesi sabahı, herkes işinde gücünde, ben gibi bir kaç emekli ya da aylak dışında kimseler yok.



Cümle kapısından girince, sağa doğru dönüp, ağacımın olduğu yere arka taraftan ulaşıyorum.
Ağacıma ve etrafındaki diğer ağaçlara uzaktan bakan kaç yüz senelik sakız ağacının altındaki bankta yaşlıca bir çift oturmuş. Niyetim, önce orada oturup çevreyi seyretmekti, ne de olsa sonbahar erguvan  mevsimi değil. Şimdi oturanları rahatsız etmek uygun değil, önce ağacıma bakar, bir tur yürür, sonra otururum. 




Burası, ağacımın bulunduğu alanın sağ tarafı.
Az ileride bir çocuk bahçesi var, şimdi o bile bomboş. Herkes okulda anlaşılan.
Kuşlar ağaçlarda cıvıl cıvıl, kediler etrafta dolanıyor. Az sonra anlıyorum ki, kediler günlük mama dağıtma işini yapan gönüllü insan annelerini bekliyorlar. 
Nerdeyse otuz tane kedi, mama annesini görünce peşisıra seyirtiyorlar.




İşte ağacım!
Garibim son senelerdeki kötü hava şartlarından o kadar çok etkilendi ki, dallarının çoğunu kaybetti.
İşte bakın, sağ tarafta blogun künyesinde onun on sene kadar önceki hali duruyor. Nasıl canlı, nasıl sereserpe yayılmış...
Onun bu küçülmüş hali yüreğime dokunsa da, diğer yandan azmine hayranım. Kırılan, kesilen her ana daldan onlarca genç sürgün çıkıyor. Yetmiyor, ana gövdenin dibi yepyeni fidanlarla bezeniyor. Her şartta sabırla bekliyor ve Nisan ayında gelince hiç acele etmeden, soğuk havalar iyice bitince, çiçeklerini en son o açıyor, koca parkta. 




Ağacımın yakınana gelince, dudaklarıma bir gülümseme yerleşiyor.
O genç sürgünler, kırılan dalın yanındaki gençler, yerden biten fidanlar çiçek içinde.
Bu mevsim olur böyle, genç ağaçlar havanın iyi gitmesine aldanır, ya da hazır hava iyi gidiyorken neden olmasın diye davranır ve çiçeklerini açıverirler.
Demek ki, benim bilge, sabırlı erguvanımın bile kanı kaynayan genç dalları, ana gövdenin sözünü dinlemediler ve açıverdiler o güzelim renkteki çiçeklerini.





Baksanıza! Ekim'i ortaladık da geçtik bile, heyy! Nisan'a daha çok var, acelen nedir?
Demedim, demedim...
Varsın açsın, sürsün keyfini o güzel çiçekler de sonbaharın, nasılsa ilkbahara benziyor hava.



Sonra parkta uzun uzun yürüdüm.
Kıyıya yakın kır kahvesi açıktı, hiç ummadığım halde. Orada çay keyfi yapıp dinlenip, bir tur daha ağacımı seyrettim, parkı dolaştım.
Mantar doluydu, kuytular. Elimi sürmeye çekindim, zehirlidir filan, hiç bilmediğim konular.



Kaç zamandır aklımdaydı Fü. Hanımı aramak, denizi seyrederken aradım, telaşı vardı, sonra ararım dedi. Parktan eve doğru dönüş yolundayken aradı. Bir solukta içini döktü, "taşınıyorum, çok acele karar verdim, şimdi çok fena hissediyorum, İstanbul'u arkadaşlarımı nasıl bırakırım?" 
Beş dakika uğrayayım, bir kahve içelim dedim. Az sonra,  kendisini hiç görmediğim kadar keyifsiz halde görünce çok üzüldüm. Biraz dertleştik, sonra evindeki artık yıllardır biriken ve atmak ya da saklamak konusunda bir türlü karar veremediği pek çok eşyayı seçmesine yardım etmeye çalıştım. Detleşmemiz ve konuşa konuşa eşyaları elden geçirmemiz Fü. hanıma cesaret verdi, çabucak ayıkladık gerekenleri ve sevgili dostumun yüzü yine gülmeye başladı, nihayet.

Evet!
Bugün, beni çağıran dost seslere kulak verdiğim için çok memnunum. 


4 yorum:

  1. Blogunuzu yeni keşfettim ve takibe aldım.Sizi de beklerim.Sağlıcakla Kalın.

    https://dizifilmkitaptavsiye.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  2. Tebessümle okuduğumun altını çizmeliyim, dün akşam:) Üstelik bir müziği de vardı:) Bir diğer tebesümüm de üslubun ve yazının ve de konunun çağrıştırdığı idi; çok sevdiğim kitaplardan birini, ondan aldığım tadı... Okudumuz mu bilmiyorum, ilk basımı1957 olan bir kitap, içinde bir Ankara Çiğdem'i hikayesi vardır ki çiçeğin dilinden, tadından yenmez. Her ihtimale karşı adını bırakıyorum.:)

    Anadolu Manzaraları- Prof.Dr. Hikmet Birand

    YanıtlaSil
  3. Merakettiysen,
    Hoşgelmişsiniz, meraklarınızın keyfini sürmenizi dilerim.

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Buraneros,
    Cevaplamakta geciktim, kusura bakmayın, bilmelisiniz ki, övgüleriniz içimi ısıttı.
    Sözettiğiniz kitabı ne yazık ki, okumamıştım, not ettim bulup okuyacağım.
    Benzer etkideki bir kitabı bu yaz üst üste iki kez okudum ve uzun süre başucumdan eksik etmedim, Hermann Hesse'nin "Ağaçlar" kitabı. Yazarın çeşitli eserlerindeki ağaç sevgisi taşıyan metinleri derlenmiş ve özel bir kitap yapılmış.
    İçlerinde beni en çok etkileyenlerden biri, bir gece önceki fırtınada kırılan bir erguvan ağacını anlattığı bölüm oldu, haliyle. :)

    YanıtlaSil

Hoşgeldiniz!