Cuma, Ocak 10, 2020

BİZİM EVİN DEVE TABANIN HİKAYESİ

Çocukluğumdaki evlerimizde deve tabanı var mıydı, hatırlayamadım şimdi. Varsa bile, üç ila altı seneden bir yaşanan şehirden şehire taşınmalara dayanır ve sobalı evlerde yaşar mıydı, şüpheliyim.

Bunca yıldır birlikte yaşadığım deve tabanıyla, evlendiğimde oturduğum evde tanışmıştım. 
Bizden önceki kiracılardan birinden kalmıştı da evlat mı edinmiştik, yoksa birisi hediye mi etmişti? Silik hatıralar...
Önce evi hatırlamakla başlayayım. 
Burası  dört katlı, her katta bir daire ve çatıda teras olan,  sofalı, eski usul bir Beyoğlu apartmanının giriş üstü dairesi. Ev, soba ile ısınıyor; sofada yakılan gaz sobası neredeyse bütün eve yetiyor, yetmediğinde elektrikli radyatör var.
Evin bir cephesi sokağa, bir cephesi yandaki apartmanın avlusuna bakar. Her odada ikişer pencere var, bir kısmı eski usul giyotinli. Pencereler bol, ancak zemine yakın olmak nedeniyle gün ışığı bol sayılmaz, apartmanların arasından ne sızarsa. Evin genelinin aksine, mutfak bol ışıklı üstelik kocaman.
O evde hepsi de sıcak sever bitkiler olan bir deve tabanı, bir yuka, bir difenbahya vardı. Deve tabanı ve difenbahyaya, sofadaki kanepenin arkasındaki iki kocaman ve kemerli pencerenin önünü uygun bulmuştuk. Yukayı sonradan bir yurtdışı gezisinden almış, onu da kardeşlerinin yakınına, kütüphanenin bir parçasının üstüne yerleşmiştik. Hepsi de görenleri imrendirerek güzelce geliştiler.
O kısıtlı ışıkta onları yaşatan ve  kocaman yapan pencereden gelen ışıktan çok, yanlarındaki spot ışıklı lambalardan gelen ısı ve ışıktı.

Üç sene sonra Anadolu yakasındaki yeni evimize taşınırken tropik yeşillerimiz de bizimle geldi. Yeni evde daha bol pencere ve doğrudan bitkilere ulaşabilen bol güneş ışığı var. 
Salondaki pencerelerin önündeki ferah açıklık, o gün bugündür çeşit çeşit bitkiyi misafir etti. Kimi zaman orkide, sümbül, Afrika menekşesi gibi çiçekliler, kimi zaman kaktüsler, paşa kılıcı, kuşkonmaz gibi yeşilller.
Zaman içinde bazıları balkona taşındı, bazıları solmaya karar verdi, o alanda sürekli bir hareket olup durdu.

Sanırım bundan on sene kadar önceydi, bir bahar günü, deve tabanını daha  rahat etsin diye, apartmanın merdivenlerindeki geniş sahanlığa taşıdım. Böylece, evin kapısını her açışımda onu görebiliyordum. Sonra yaz geldi, sonbahar geldi ve kış geldi, deve tabanını eve tekrar almadım.
Sanki biraz sıkılmış mıydım, sanki biraz gözden ırak olan gönülden de ırağa mı düşmüştü.
O kışa dayandı güzelim, sonraki kaç kışa da...
Sahanlıkta yaşarken doğası duruma uyum sağladı. Daha az yaprak verdi mesela, bazen iki senede bir bazen senede bir, onu güzel gösteren yapraklarının dilim dilim damarları azaldı. Yine de bırakmadı kendini, yaşamını sürdürdü.

İki sene önceki baharda bir de baktım ki, ana gövdenin kenarından genç ve güzel bir yaprak filizleniyor. Onu başka bir saksıya aktarıp balkona aldım. Doğal ortamına daha çok benzeyen yerde coştu bizim körpe yaprak, serpildi, aslını hatırladı. Yaz sonuna kadar çoğaldı, üçledi yaprakları. 
O günlerde doğum günü olan bitkisever bir genç arkadaşıma hediye ettim onu. Yeni yerini o kadar sevdi ve mutlu oldu ki, kocaman kocaman dilimli yapraklarla büyüdü.




Ana gövdeye gelince, kış gelmeden onu salona eski yerine aldım, çok eski yapraklarını budadım, köklerini ayıkladım, saksısını değiştirdim. Geçen kış, salonda tekrardan yaşama döndü yavaş yavaş, acele etmeden sakince kendini toparladı. Onca seneden sonra temkinli davranmak istedi sanırım, hayal kırıklığına uğramak istemedi, ağırdan aldı ve sonunda baharda yanından bir filiz daha verdi. 



Şimdi o minik filiz başka minik bir saksıda, artık o da çoğalıyor. Oğlumun evine yatılı misafirliğe gideceği zamanı bekliyor.




Eski dostum yerinde mutlu gözüküyor şimdilerde, yapraklarını büyütüp, dilimlerini çoğaltarak yayılıyor.
Yayılıyor dediğim mecazi değil, deve tabanı bitkisi her yeni yaprağını çıkardığında o tarafa doğru bir adım atıyormuş gibi oluyor. Yapraklar ana gövdeden sırayla çıkmıyor, her seferinde son çıkan yaprağın dalından çıkıyor. 




Daldan yaprağa geçiş sürecinde çıkan bir yaprak, sebebini anlayamadığım bir şekilde, zayıf, kıvrık, cansız gibi çıktı. Sanki, kuluçkadan çıkan sarı civcivlerin arasındaki kara civciv gibiydi. 
Bu zayıf yaprak bile bitkinin büyüme geleneğini sürdürdü, kendisinden sonraki yaprak, onun cılız gövdesinden çıktı. Hem de kaç tane arka arkaya çıktılar. O küçümen orada öylece yaşadı, dimdik durdu.
Bence, o, zor günler geçiren gövdenin bolluk günlerine kavuştuğundan emin olmak için yaptığı son savunmaydı.



Bunlar son aylarda büyüyen, arada azimle duran miniğin varlığının ve bence desteğinin sonuçları olan yapraklar.

* Devetabanı hakkında ayrıntılı bilgi ve bakımıyla ilgili püf noktalarını burada bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok: