Neslihancığım, "birlikte yazalım tekrar, 29 Haziran'da başlarız" demişti.
Tam da o gün bendeniz evdeki arşiv kutularını elden geçirmekle meşguldüm. Blogspottaki anlamsız yayın akışı güncellemelerinin gecikmesi sebebiyle, kaptanın yazısını sonradan görebildim ve günü geçirdiğimi anladım. Kendime dedim ki olsun varsın, zaten yazılar gecikerek görünür oluyor, tarihi ayarlarım olur biter. Hileli yazı bu, dikkatinizi çekerim.
Bu arada, 29 Haziran tarihli Her Güne Üç Güzel Şey yazısı aslında geçmişe mektup sayılmazsa da geçmişten gelenin hatırlanması, anılara dalmak çıkmak vesilesi oldu.
Dünden beri aklımda Sertap Erener'in eski bir şarkısı dönüyor, Vur Yüreğim diyor . Neden bilmiyorum? Sözlerinin bilinç altıma yansıması belki...
Yazıya otururken Latif Demirci'nin "Nostalcisi Kandilli" başlıklı karikatür kitabı aklıma düştü. Eh, o vakit yazının başlığı da öyle olsun.
Latif bu başlığı nereden bulmuş ola ki? Bir zamanlar toplumda nostalji rüzgarları eserdi, kavramla yeni tanışmıştık ve her konuya yamardık.
Eskilerin bildiği kullandığı "ölüsü kandilli" deyimi vardı. Muhtemelen ondan esinlenmiş midir, nostalcisi kandilli derken?
Ölüsü kandilli için açıklama şöyle:
Sülalesinde, ced dizisinde en az bir adet evliya bulunan şahıs. yalnızca evliyanın ölüsüne kandil yakıldığı için kullanılan bir argo tabir.
Maymunluk yapan birisine, sitem manasında, kızgınlık içeren cümlelerde kullanılan bir tabirdir.
Yeni bir geçmişe mektup yazısında görüşmek/görünmek dileğiyle...

Diğer blogdaki arşiv yazınızla prelüd yapmışsınız mirim, dün gördüm.
YanıtlaSilBlogspota kılım, buraya da yazayım. Blogger feed'e düşmüyor, düşmüyor yazılar. Ben de teker teker girip baktım yazılarınıza vallahi. Bu yazınız yok hala misal. Benim kendi yazım da hala düşmedi.
Neyse, biz birbirimizi biliyoruz. Kaldığımız yerden devam. :)
Nostalcisi kandilli duymuştum da ölüsünü duymamışım. Herkes mersin, ben tersin. :)