Çarşamba, Temmuz 22, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR 7 - Çekirdek Çitlemek

 Bundan önceki yazımın başlığı "Son Mektup" idi ama o "Geçmişe Mektuplar" serisinde benim son mektubum değildi. Bitenin ve gidenin ardından yazılan tüm son mektupları anmak amacıyla yazılmıştı.

Bugün annemi içini ferahlatmak için çıktığımız Kadıköy'ün parklarını tanıyalım konulu gezimizde  (bknz, linkteki yazı) serin bir ağaç altı bulup, deniz manzarasına karşı oturduktan ve serinlemek amacıyla soda ve gazoz içtikten sonra, annemin canı çekirdek çitlemek çekti. 
Parkta ufak tefek, çekirdektir, krakerdir, sudur satan birileri pandemiden beri oluyor. O vakitler parktaki kahveler kapalıyken, bir çeşit kamu hizmeti yapardı bu satıcılar. Şimdilerde kahveler güya açık ama, menü oldukça zayıf. 

Neyse, kalkıp gittim, baktım satıcı yerinde duruyor, ay çekirdeği de var ama tuzlu. Oysa biz tuzsuz tercih ederiz. Birer avuç yiyeceğiz zaten, bu defalık tuzlu oluversin.
Esasen ayçekirdeği çitlemek öyle bir bağımlılık ki, elindekini bitirmeden, torbanın dibini görmeden bırakamıyor insan. Nasıl olduysa bu defa paketi yarılayınca, yeter dedik ve ağzımızdaki tuz tadını gidermek için birer bardak suyu tepemize diktik.

Çocukken sokağa oynamaya çıktığımızda, ilk iş bakkala gider, ölçüsü olan  çay bardağı ile ayçekirdeğini alır, elbisemizin cebimize doldururduk. Sonra ya bir duvar üstünde oturur çekirdek çitler ve gündemimizi konuşurduk, ya da çekirdekler saçılmasın diye cebimizi sıkı sıkı tutar hoplar zıplar, çizgi oynar veya ip atlardık.
Ne oyun sırasında ne de yaz akşamları gittiğimiz sinemalarda çekirdeklerin kabuklarını ayrı bir yere koymak, atmak gibi bir endişemiz olduğunu hatırlamıyorum, neredeysek orada yere atardık.



Aradan geçen yıllarda olan şu; artık çekirdek kabuklarını biriktiriyoruz, toplayıp hepsini çöpe atıyoruz.
Peki eski tat, eski eğlence var mı derseniz, nerede var ki çekirdek çitlemekte de olsun?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoşgeldiniz!