Pazar, Ağustos 12, 2007

BOZCAADA'DAN DÖNÜŞ






Daha bu sabah, bindiğimiz arabalı vapur "ada"dan ayrılmadan hemen önce...

Arka planda gözüken, bugüne dek nerdeyse sapasağlam gelmiş kale.

Biraz sabah mahmurluğu, biraz ada'dan ayrılmanın hüznü...




İki gün fırtınadan sonra, ısınmaya başlayan havanın müjdecisi; Habbele'den gözüken şurubi gün batımı.




Tatil arkadaşlığı unutulmaz:
Son gün deniz kenarında dalgakıran inşa etmiş, taklalar atmış ekip birazdan karın doyurmaya gidecek.



Deniz sonrası eğlence devam ediyor; açık hava duşu, üzüm bağlarına karşı keyif yapılıyor.



Deniz sonrası hararet almış bir içeceğin boş bardağı; şeftali şurubu muydu, yoksa damıtılmış üzüm suyu mu?



"Bağhane"nin bahçesinden.
İçi boş kalan, değerlendirilmeyen en ufak bir nesne yok ortalıkta. Tıpkı fazla hiçbir eşya olmadığı gibi.


9 yorum:

neolitik hanım dedi ki...

sevgili ekmekci kız,

yorumunu görünce hemen sayfana bakayım dedim, hoşgeldin, özledik valla. fotoğraflardan belli, pek güzel geçmiş bozcaada tatili.

galiba gecen yıl bizim kaldıgımız yer burası, bağın ortasında, tepede biraz? geceleri ne kadar çok yıldız vardı, fark ettiniz mi? geçen yıl pansiyonun önündeki taşa oturup onları seyretmiştim uzun uzun. hışırtılı radyoda eski şarkılar, rüzgarda sallanan asmalar. çok güzeldi yahu..

insallah gelecek yaz gidebilirim tekrar.

pelin dedi ki...

hosgeldiniz, guzel gecmis gorunuyor tatil. kizin sana nasil da benziyor ekmekcikiz, kopya gibi, cok guzel.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Neocuğum,
Daha herşeyi anlatamadım ki, evet gökyüzündeki yıldızlar anlatılacaklardan bir tanesi. Sanki sonsuzluğa bakar gibi oluyor insan. Çevrede görüntü kirliliği yaratacak ışık kaynağı olmayıp, hava berrak olunca ve biraz da yüksek yerde olmanın etkisiyle olağanüstü güzel gözüküyordu, gökyüzü.

ekmekcikiz dedi ki...

Pelinciğim,
Teşekkür ederim.
Evet kızım bana, oğlum babasına çok benzer.
Kendilerine bu konuda söylenen her söze sinir olma yaşındalar, şimdilerde. Sadece kendileri olmak istiyorlarmış, birilerine benzetilmek değil!
=))

candan dedi ki...

şu bozcaada'yı görmeden gidersem, gözlerim açık giderim, o kesin.. o kadar çok şey duydum ki hakkında, sanki tanır bilir gibiyim de biraz, özlemişim gibi.. nasıl târif ama? :))
amaaan gecenin bi vakti anca bu kadar işte. :P

kuzu peyniri ve şurubî günbatımı lâflarına da bayıldım. belitmeden geçemiyciim efenim. :)

hadi sana isim verelim, valla kendimi kötü hissediyorum böyle. ayşe diyelim, oya diyelim, diyelim işte bir şey.. sen seç adını E.K.cıım.. ;)

candan dedi ki...

''belirtmeden'' diyecektim. hay dilimi eşek arıları!

ekmekcikiz dedi ki...

Candancım,

"...sanki tanır bilir gibiyim de biraz, özlemişim gibi..."

tam öyle işte!

Bazı insan "ada" sevmez, adada olmak sıkar onları. Ben kendimi iyi hissederim, adada olmayı severim.
Bence, gözün açık gitmesin, Bozcaada'ya git.:)

Peki, isim söylememek seni sıkıyorsa, "benim adım Ayşe olsun, evladım"!:))
Zaten nüfus cüzdanıma bakarsan ilk isim Ayşe'dir. Resmi yerlerde Ayşe hanım diye seslenirler, dönüp bakmam, hiç üstüme alınmam, neden sonra uyanırım.

Tijen dedi ki...

Ayşe hanım (öyle denmiş diye), Ayşe hanım,
Bozcaada'da kulaklarınız çınlatıldı bilesiniz! Evet evet, onların hepsi yapıldı, güzel kahvaltılar edildi, sohbetlerden sebeplenildi...

ekmekcikiz dedi ki...

Tijenciğim,
Artık böyle hitab edebilirim; ne olsa aynı pansiyonun konuklarıyız.:)
Tatilinizin güzel geçmesine çok sevindim. Hep olduğu gibi, yazdıklarından okudum.
Sevgiler.