Perşembe, Mayıs 29, 2008

DEMEK Kİ, NEYMİŞ?

"O.... ÇOCUKLARI"



Bugün Fatih Özgüven'in yazısını okuyunca jetonum düştü.
Süreyya Sırrı Önder'in yazıp yönettiği "Beynelminel"i çok beğenmiştim. "O... Çocukları"nın senaryosunu yazdığını, başka bir proje ile çakıştığı için yönetemediğini okumuştum.
Hal böyle olunca, filmi ilk günden hemen görmek istedim.
Tamam, film başladı da yolunda olmayan bir şeyler var. Yönetmenin tarzına alışamadım zahir dedim önce, ııh değil. Oyuncular iyi, ellerinden geleni yapmışlar; yine bir oturmamışlık var. Bir ara, müziğe kulağım takıldı; gerekli gereksiz araya giriyor, Kıraç -ki, kendisini hiç sevmem- bangırdayan alakasız bir şeyler geveliyor.
Sonuçta, güzel bir konuyu nasıl bağlayacaklarını bilememekten mi, arada bir de töre cinayeti raytingi artırır diye mi, her neyse, filmi lezzetsiz bir sosa bulamış bırakmışlar.

Benim tadına varamadığım o sosun ne olduğunu, Fatih Özgüven söylüyor işte; Ertem Eğilmez filmi etkisi karıştırmışlar işin içine.
12 Eylül'den yara alanları anlatmaya başlayıp, arada bir İtalya'ya uzanıp, üstüne çocuk eğitiminin eğlenceli taraflarını ekleyip, az imkansız aşk sularına girip, töre cinayetine bulaşıp, hepsini birden mutlu sona bağlamaya kalkınca...
Eh, olmamış ne yazık ki.

Bu tecrübeden sonra, ben yine de S.S. Önder'in kendi yapacağı filmi bekliyorum. Umutluyum, ondan.


"HEP SENİ ARADIM" / "WICKER PARK"


Şimdii, bu film biraz farklı. "Ethernal Sunshine......"ın bile rekorunu kırmışlar. Çünkü, karşımızdaki 2004 yapımı bir film.
Çekilince gösterilen filmlere alıştık ya, bu garip bir durum.
Bu film çekildiğinde filmin oyuncuları (ne Josh Hartnett, ne Diane Kruger) bugünkü kadar tanınmamışlardı. Aradan geçen zamandan sonra, geriden gelen filmlerini seyredince şimdiki yerlerini hakettiklerini anlıyorsunuz.

Konu hoş: Yolda görüp aşık olduğu bir kızı, tam mutluluk garanti iken, aniden kaybeden (kız ortadan kayboluyor) delikanlı, aradan zaman geçip hayatının dönüm noktasına geldiğinde, ona yeniden rastlarsa?
Yaa! Meraklandınız değil mi?
Anlatmayacağım.
Henüz oynuyor, seyretmek isteyen olabilir.
Şuradaki yazıyı okuyup daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.



"BOLEYN KIZI" / "OTHER BOLEYN GIRL"


Kızlar güzel, adam yakışıklı, tarihi film işte.
Sonra kıyafetler filan iyi.
Biraz (hatta birazdan fazla) entrika var, sürükleyici.
Hem Henry bizim Elizabeth'in babası imiş, yaa.

Evet, aynen öyle. Sade suya tirit bir anlatım ya bu, film için anlatılacak olanın hepsi bu kadar da, ondan. Zaten, bir süre önce TV'de dizisi de vardı. Eh işte, aynı hikaye.

Valla, yine başa döndüm; kızlar güzel, adam yakışıklı.

Benimki kadar sıkıcı olmayan bir film yazısı burada,
tıklamanızı bekliyor.

Belki de en iyisi, filmin konusuna kaynak olan aynı isimli kitabı okumak. İnsanı daha uzun süre oyalayabilir hem, tuğla gibi insafsız.




13 yorum:

şule dedi ki...

bekliyordum bu film yorumlarini. yazdin sonunda :) beynelmilelle kiyaslanmaz tabii ama ben yine de begendim o..cocuklarini. belki dusuk bir beklenti duzeyi ile gitmistim, esigi gecmesi kolay oldu o yuzdendir.kiracin muzgi yalniz gercekten cok kulak tirmalayiciydi zaman zaman.
boleyn kizi cok cekmiyor beni. ama "hep seni aradim"i en kisa zamanda seyredecegim. sevgiler sayin elestirmenim.

Sndrfknella dedi ki...

"Hep Seni Aradım"ın konusu bir zamanlar tanıdığım birisini hatırlattı bana... Hani vardır ya, tam onsuzluğa alışıp hayatı yoluna koyduğunu düşündüğünüzde karşınıza yeniden çıkıveren birileri... neyse işte. Çok merak ettim, izlemem lazım.

"The Other Boleyn Girl"ü okuyorum, ve okudukça da o zamanlar yaşamamış olduğuma şükrediyorum. Ne rezillikler yaşanmış taht uğruna... Kitabı bitirinceye kadar filmi izlemeye niyetim yok, ama okuduğum yorumlara bakılırsa kitabı okuyanlar film uyarlamasını beğenmemişler. Filmi izleyince yeniden bir yorum yazarım buraya, söz :)

Sevgiler :)))

elektra dedi ki...

tamamdır ... kaydedldi filmlerin adları:)
ama ben filmini izledikten sonra kitabını okuyamıyorum. bunu bayıldığım üçleme 'yüzüklerin efendisi'nde fark ettim ilk. tersini yapabiliyorum da, yani okuduktan sonra izlemek; izledikten sonra okuyamıyorum...

miso dedi ki...

Ekmekçikızcım,
Yalnızca O Çocuklarına gidebildim, Demet Akbağ'a gülmekten yarıldım. Bir şeyler yazmak istiyorum aslında ama bir türlü toparlayamadım kafayı. Bu arada bu sinema canavarlığını da cidden kıskanıyorum. Nooluyoruz? Biz gidemedik yahu... Allalllaaa :)

marruu

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
Henüz, hafta başından toplu film yazısı yazma kıvamına gelemedimse de, bir atışta üç film fena değil şimdilik, ha?
:))

Senin, O... Çocukları için yazdıklarını biliyorum. Haklısın, eşik yükselince, geçmek daha zor oluyor.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sndrnellacım,
Şu taht uğruna o gün yaşanmış olanlar, bugün iktidar olmak ve asıl onu sürdürmek uğruna yaşanıp duruyor.
Haklısın yine de, o kafa kopartmalar filan...
Londra'ya gittiğimde London Tower'da o kafa kesmelerin yapıldığı yeri görmüştüm. İnsanın tüyleri havalanıyor! :((

Aslında, film berbat değil de, bir özelliği de yok; öyle söyleyeyim.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Aslında bu seyir-okuma sırası kitabına göre değişiyor.
Görselliği yüksek bir roman sözkonusu ise, önce filmi seyretmek pek dokunmuyor. Ancak, edebi değer ağırlıkta ise veya filmin kendine göre bir tarzı ve anlatımı varsa, yorumlayabilmek için önce kitabı okumak daha iyi sonuç veriyor.

Ne dedim ben?
Aman boşver kuralı, keyfine nasıl denk gelirse, onu yap!
:))

ekmekcikız dedi ki...

Misopisi,
Bütün çocukluğum ve gençliğim, sinema ile dolu geçti. Sonra çocuklar doğdu ve ben sinemanın yolunu unuttum.
İnan, birkaç sene öncesine kadar, (çocuklar küçükken) hiç böyle canavar olamıyordum. Ne zaman büyüdüler ve onlarla çocuk filmlerine gitmeye başladık, sinema ateşi yeniden içime düştü. Şimdi, eh fena değil valla durum.:))

şule dedi ki...

bugun gittim "wicker park"a...ne iyi yapmissin da yazmissin ve ben ne iyi yapmisim senin yorumuna guvenmisim...cok guzeldi ve ben cok etkilendim. sinemada tek basimaydim. bazi yerlerinde "e ama yeter" diye soylendim. bu kadar mi olur yani diyerek. oysa bilirim, bazen olur :)

ekmekcikız dedi ki...

Hah!
Hoşgeldin bir veya iki başına sinemada film seyredenler kulübüne.:))
İyi filmleri kaçırmyacağım, illa ki sinemada seyredeceğim diye debelendiğim için, bu "sinema kapatma" işini sık yaparım.

Film bazen nasıl da nefes nefese idi, değil mi?
Neyse ki sonu, rahat nefes aldırdı.:))

şule dedi ki...

iki uc kisi seyrettigim olmustu da ilk defa sinemayi kapattim :) evet ya, cok gerildim bazen. "ulan bir ask filminde bu kadar heyecan niye" diye soylendim hatta :) cok begendim ama...cok etkileyiciydi. ve evet, mutlu sonlara bayilirim... :)

Arzu Çur dedi ki...

Haftasonu Elektra ve filmin sonuna doğru "Yuuh,terbiyesizleer, adi herifler" bağrışlarımıza "Kim ya o terbiyesizler, ben de görcem" diyerekten koşup gelen ufak kardeşle birlikte izledik Boleyn Kızı'nı.

Babaya bir,dayıya iki, krala üç diyorum ben. Elektra da bir an gaza gelip şey dedi: "Ay ben Osmanlı'ya kurban olayım be!" Ben de tam ona katılacakken kardeşlerini boğduran padişahlar geldi aklıma, Sarayburnu'ndna çuvala konulup da denize tekmeleniveren cariyeler. Ortak kararımız şu oldu netekim: "İktidar bozar. Mutlak iktidar mutlak bozar."

Anne babanın suratına tokadı yapıştırınca "Ooh, elin dert görmesin" diye aynı anda bağrışımızı da not etmek isterim.

ekmekcikız dedi ki...

Arzucum,
Gerçekten ne entrika vardı, değil mi? İktidarın en bozmadığı hallerde bile, iktidarı sürdürmek hırsı bozuyor. Üstelik bunlar kanları mavi diye iktidar olmuşlar. Bir de kanı mavi olmadan iktidar kavgasına tutuşanlar... Maazallah!