Pazartesi, Temmuz 20, 2009

UNUTUŞ MU, NASIL OLABİLİR Kİ?

"Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar,
Ki onlar,
Şan verdiler ortalığa
Bütün bir sonbahar.

Mevsim dönüp de
Yeniden yeşermeye başlayınca rüzgar,
Çıplağında o atın yine onlar koşacaklar.

O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar

Onlar da olmasalar benim gayrı kimim var
?"

İşte bu şarkıyı söylemediler ve bir tek bunu söylememiş olmaları içimde kaldı.
Komik şey, bu şarkının adının "Yaprak Dökümü" olduğunu bilmiyordum, o, benim için "Şarabi Eşkiyalar"dı. Yirmi seneden fazla oluyor, bir ayrılığın hüznü bu şarkıya sinmişti, benim için. O hüzünle anımsamama karşın, yine de bu şarkıyı çok severim, çok.
Sonra, bir başka "Yeni Türkü" konserinde sahnenin kenarında durup, bütün Açıkhava seyircisine bakıp, beni bulmaya çalışırken görmüştüm onu. Hüzün bitivermişti.
Yeni Türkü sayesinde diyeceğim, nerdeyse.

Daha önceki bir zamandı; bir yılbaşı gecesi, üniversite öğrencisiyim. Kuzenler biraradayız, alternatif yılbaşı kutlaması yapılıyor, Boğaziçi Üniversitesi'nde. Aile ile yılbaşı kutlamak mı? Aman! Hemen, Hisarüstü'ne gidiliyor.
Geceyarısı eğlence bittikten sonra, kimsenin dağılası yok. Bebek-Hisar arasında, denize tepeden bakan seyir terasında oturuluyor.
Birden güzel bir ses şarkı söylemeye başlıyor. "Gurbete Kaçacağım" imiş, sonradan öğreniyorum. Sese de şarkıya da vuruluyorum.
Yeni Türkü'yle ilk tanışmam o 80 sonrasının ilk özgür yeni yıl kutlamasında oluyor.


Şule'm, "Yeni Türkü" konserine gidelim, diyerek önayak olunca, "peki, tamam" demiştim.
Evet, gidelim. Yeni Türkü konseri, evet. İyi.
O kadar!
Meğer, unutmuşum.
Yeni Türkü şarkılarının bütün hayatımda nasıl da yeri olduğunu, onları nasıl sevdiğimi, bütün bir gençliğimi(zi)n hikayesini bu şarkıların anlattığını, nasıl da derinden etkilenmiş olduğumuzu unutup gitmişim.
Sonra anladım, hatırladım çünkü; şarkılar sahnede çalınır, söylenirken kimisine avaz avaz bağırarak, kimisine içimi çekerek belki, ama, hepsine aynı coşkuyla eşlik edip söylerken, anladım ki, benim bu şarkılar.
Hepsi içime işlemiş, hepsini çok sevmişim.

"Maskeli Balo"yu mu ayıracaksın, "Telli Turna"yı mı, yoksa "Yılmaz Peşrev"i mi diğerinden?
"Ya dışındasın çemberin, ya da içinde yer alacaksın" diyen sözü mü kulak arkası edeceksin, "hiç kimsenin, yağmurun bile, böyle küçük elleri yoktur" diyeni mi?
Peki ya, "istersen hiç başlamasın, bu hikaye eksik kalsın, onca yaraların ardından yeni bir aşk yaratamazsın" veya "olmasa mektubun, yazdıkların olmasa kim inanır senle ayrıldığımıza" dediğinde şarkı, için hüzünle burulmayacak mı?
"Mamak Türküsü" mü daha iyi anlatıyor o acı dolu, baskı yıllarını "Sardunya'ya Ağıt" mı?
Say say bitmiyor; "içindeymişik, yeşilmişik, sazmışık!", "yıllardan sonra, yollardan sonra, ne güzel yanyana olmak", "aşk yeniden, Akdeniz'in tuzu gibi", "bana bir masal anlat baba, içinde İstanbul olsun"...

Otuz yıl üç saate sığdı, sanki.
Bütün eski-yeni "Yeni Türkü"cüler, çalan, söyleyen, söz yazan hepsi oradaydı.
Öyle unutulmaz bir gece oldu ki!

Sevgili Şule'm benden sonra yazmış, bir de bana link vermiş, hiç altta kalamam; ben de ona link veriyorum. Bakın ve çektiği fotoğraflarda sahnedekilere tanık olun.

Burada, konseri izlemiş bir başka bloggerin yazısı var, başka ayrıntı isteyen bir bakabilir.




Yeni Türkü / Yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur


Bu da tadımlık, hatırlamalık, öyle...

Onlar söylemedilerse de, biz hızımızı alamadık; konser bittiğinde çıkışa doğru yürürken, Şule hatırlattı, ben eşlik ettim, şarabi eşkiyaları da andık.

.

12 yorum:

nehircce dedi ki...

Bende bende çok seviyorum onları,yüreğimdeki yerleri silinmez iyiki varlar değil mi ? sevgilerrr

Leylak Dalı dedi ki...

Kalemine sağlık Ekmekçi, sayende ben de bir kez daha hatırladım Yeni Türkü'nün şarkılarıyla nasıl özdeşleştiğimi. Yıllar geçip gitti gözlerimin önünden. Anne, kardeş, çocuk aynı şarkıları değişik zamanlarda sevebilir mi, sever tabii, Yeni Türkü bu.
Ben de bir başka dize ekleyip sevgiler yollayım sana ve Yeni Türkü'ye:
"Geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar"

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Nehircce,
Bunca zaman, bunca değişim geçirerek yine de var olmaları, çok önemli ve değerli. Di mi?
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Leylak Dalı,
Evet ya, dün gece onu da söyledik:
"Geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar."!
Keşke, sizin kente de gelseler...
:)))

zafer dedi ki...

Cengiz Onural Makina Mühendisidir.Askerliği Ankara Güvercinlik Jandarma İnşaat Taburun"da yapmıştım,yıl 1989..Ve evet Cengiz"le askeri lojmanların kazan dairesinde ona ait küçük odasında karşılıklı zaman zaman çay kaçamağı az mı yapmadım..Sivil hayatta karşılaşma imkanımız olmadı bir daha fakat bana verdiği ev telefonunu geçen yıl aramıştım,tabii ki numara değişmiş..Anlatırdı 1 yıl Amerika"da sokak çalgıcılığı yapmış(hergün önünde çaldığı mağaza sahibi kardeş demiş al sana para git başka yerde çal kafam şişti)..Sonunda epeyce hüsranla Türkiye"ye döndüğünü anlatırdı(aslen gitar çalardı)..Zaman zaman televizyonda onu görür "bakın bu Cengiz ben onunla asker arkadaşıydım" diyerek gurur duyardım.Ahh ne günlerdi o günler :((..Sevgili arkadaşımı o bilmese de hala izler uzaktan başarılarını izlemekten onur duyarım (şimdi yeni bir grubu var)..

Ekmekcikız dedi ki...

Cengiz Onural da konsere katıldı, grubun 30 yıl içindeki üyelerinden olarak ve çaldı.
Arkadaşınızın şimdiki grubuna da hayranım; İncesaz.
Onların konserine de gitmiştim, ayıptır söylemesi! :o)
Bknz.
http://ekmekcikiz.blogspot.com/2009/05/yine-de-sesimi-duy-isterdim.html

Keşke siz de bir fırsat bulup izleseniz, çok iyi müzik yapıyorlar.
:))

Leylak Dalı dedi ki...

Ya Ekmekçi bacım be, müzik zevklerimiz nasıl da çakıştı şu blog boşluğunda. İncesaz dedin mi orada durur, 1 dakka saygı duruşunda bulunurum. Tüm CD lerini defalarca hatmetmişimdir ama "Eylül Şarkıları"nın yeri ayrıdır. Ah ah, hele o "Çok aşığın var diyorlar". Yemeksiz kal ama ekmeksiz ve müziksiz kalma canım:))

şule dedi ki...

ne guzel konserdi di mi? ben de bugun tum gun dun gecenin sarhosu seklindeydim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylak Dalı,
:)))
Ne hoş temennide bulunmuşsun!
Mersi.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Şimdi sırada ne var?
Malum, şu sıralar İstanbul bize kaldı ya!
:)))

Ebru dedi ki...

Yeni Türkü ben de çok severim. İstanbul da size kalmış hazır gezin bol bol. Bu arada İstanbul'u özledim. Sanırım 4 yıl oldu gelmeyeli. Nasıl yaşanır ki burada dedirtir her gidişimde. Ama gezip Ankara ya dönmesi güzel:)

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
İstanbul'a bu kadar aralıklı zamanlarla gelince, adapte olmak sahiden zor oluyordur.
Biz içinde debelenirken farketmiyoruz, galiba.
:))