Çarşamba, Mart 24, 2010

GÜNLERİMİZ

Bahar geldi, leylek gördüm diye teneke çalmakta acele etmişim. Dün akşamüstünden beri hava yine suratsız, serin değil soğuk düpedüz.
Bugüne kozkavuran fırtınası diyor, devrisi gün çaylak fırtınası, ondan iki gün sonra yine fırtına. Araya yağmur da alırız mutlaka!


Film festivali kataloğu yanımda duruyor. Şöyle bir kapağını kaldırdım, ilham gelmedi zahir, kapattım yine.
Akşam yemekteydik, festival başlıyor dedi, oğlum.
"Gideceğiz okuldan bir kaç kişi. Bizim arkadaşlardan biri tam otuzdört bilet almış" dedi, "tam otuzdört tane" diye tekrarladı.
"Ne var ki? Ben de alırdım o kadar, hatta daha fazlasını. Hem biliyor musun, bir arkadaşım kaç defa tek başına o kadar filme gitti, sizin tüm grubun o kadar!" buyurdum.


Allahım! Nerdeyse onsekiz olacak bir genç insanla yarışmam şart mı?
Hayat, onların önünde pırıl pırıl ve tüm bilinmezliğiyle, isyan edilecek, sevilecek, hayran olunacak, şaşırılacak tüm çıplaklığıyla uzanıyor.
Biz biliyoruz ya, yaşadık ya, hayret edilecek, merak edilecek, sevinilecek, üzülünecek pek çok şeyi tükettik ya...
Ne var? deyiveriyorum. Olur bunlar, normal.
Normal ne demekse?


Otuzdört bileti, birkaç genç insan paylaşacak şimdi. Ne heyecanla seçmişlerdir, neleri merak etmişlerdir, hangileri coşkularını karşılayacak, hangilerine burun kıvıracaklar acaba?


Peki ya onlar bütün bu heyecanları ne zaman "normal" bulacaklar?


Burada, henüz hayatın heyecanını arayanlar, normal bulmayı erteleyenler için bir kapı var. Tık!



.

8 yorum:

nalan dedi ki...

o akıl dinginliğine ulaşmaları zaman alacak.
o zaman da bildiğimiz klasik genç olmayacaklar ya da hissetmeyecekler kötüsü :)

Leylak Dalı dedi ki...

Sen hala heyecan duymuyor musun Ekmekçim böyle bir faaliyete dahil olurken? Duyuyorsundur eminim, tabii oğlunun ki kadar saf, sızma bir heyecan değildir ama beni hayata eklenen renkler çok mutlu ediyor:))

Simon Templar dedi ki...

heyecan duymamak içimden gelen birşey değil. henüz olmadı şükür.
joseph losey var, güzel bir istanbul filmleri seçkisi var, niye heyecan duymayayım ki?

fatma sancak dedi ki...

:))))

o da bişey mi, ben bi oturuşta 6 bira içebiliyorum :p

Ekmekcikız dedi ki...

Nalancığım,
Bu yandan (yani ana-bab olmuşların tarafından) bakınca, bu heyecan ve bilme hevesi ne kadar güzel ve imrenilesi, aslında.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Heyecan duymadan olur mu? Hayat durmaksızın değişiyor ve akıyor. Her an bir yenilik karşımızda belirebiliyor.
Sen demişsin işte; "saf, sızma" diye. Özenilecek şey o!
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncum,
Çok şükür, çok! :))
Heyecansız yaşam çok sıradan değil mi? Tamamen heyecan uçtu gitti dersem bir çeşit kendimi yok sayma olur, bu. Benim kastım daha çok Leylak'ın söylediği saf, sızma hal içindi.

Ekmekcikız dedi ki...

Fatma!
Af-ferin sana! Hatta tebrikler!
:))))