Salı, Nisan 20, 2010

MEKTUP

Çekmece düzenlerken, babamın arkadaşının mektubunu bulmuştum ya, bugün başlıyoruz. "Kadı Efendi'nin Seyahatnamesi"nin ilk bölümü bugün.
Mektup'taki isimleri belirsizleştireyim dedim, önce. Düşündüm ki, madem bir belge bu, öylece kalsın en iyisi.

Mektupta adı geçen kızlar, kardeşimin ve benim arkadaşımızdı. Gerçi yaşlarımız tam denk değildi ya, olsun.
O zamanlar babaları aynı yerde görev yapan çocuklar arasında bir tür akrabalık gibi "doğal arkadaşlık" oluşurdu. Birlikteyken can ciğer olunup, görev yeri değişince bir daha hiç görüşülmeyen o kadar çok çocukluk arkadaşım oldu ki!

Fotoğraftaki kızlar, soldan sağa yaş sırasıyla oturtulmuşlar.
En küçük kardeşim, yanında iki yaş büyüğü Cavidan, yanında bir yaş büyüğü Ekmekçikız, sağ baştaki benden iki yaş büyük Handan.

Bak şimdi bir türlü emin olamadım, küçükle büyüğün adlarını karıştırmış olabilir miyim?

Gelelim mektuba....


******************************

7.3.968, Ödemiş


Sevgili Kardeşim,


Geleli bugün tam bir hafta oluyor. Ödemiş’i epeyce tanıdım sayılır. Hepinize ayrı ayrı ve uzun uzun anlatmak isterdim. Bunun için daktilo makinası ile 8-10 kopya çıkarmak istedim. Böyle özel mektuplar zabıt katibine yazdırılamayacağına, benim de bir ayda zor altından kalkacağıma göre bir kişiye uzun yazıp diğerlerine okutmaktan başka çare yok. En iyisi bizim Kadir'e bu mektubu ver. 8-10 nüsha çıkarsın. Sağa-sola dağıt (artarsa bir tanesini de bana gönder).


Bu mektubu Coşkun Bey, Başefendi, Kaymakam Bey, Vural, Reşit, Milli, Gençoğlu, Edip, Ortaokul Müdürü ve Yardımcısı, Fuat, Tahir Ağa, Hamide, bizim Muzaffer Lekesiz başka olmak üzere bütün arkadaşlara okut. Vural, Milli Münafık gibiler evlerine de götürüp okusunlar. Hepsine ayrı ayrı bayram tebriki ve mektup göndereceğim. Ama uzun uzadıya masal anlatmaya takatim yok. Ne olur beni kurtar. Dediğim gibi en kolayı Kadir'e bol bol teksir ettirmek.


Şimdi aldı sazı eline Macit bakalım ne dedi:



KADI EFENDİNİN SEYAHATNAMESİ

Bölüm 1
Ölüm Allahın emri-ayrılık olmasaydı


Önce, Fuat ağanın bana Eczanenin köşesinde verdiği kanyağı açtım. Tepeme dikip, uzun uzun içtim. Şişe yarıya geldi. Türkan’a “Fuat konyak getirmiş” dedim. Sesi çıkmadı. “Celal Sungur’un tarlası burası!” dedim. “Hey gidi günler!” dedim. Türkan’da laf yok. Çerikli'ye yaklaştık. Delice köprüsünden geçerken “Yerköy hudutlarından çıkıyoruz!” dedim. Arka sıradan çıt çıkmadı. “Numan Usta’nın lokantası” dedim. “Evet” dedi. Bu "evet"le Ankara’ya kadar idare ettik. Bol bol düşündük. Konyağı bitirdim. Gözümün önünden Vural'ın yanaklarından süzülen yaşlar hiç gitmiyordu. Keşke son anda Vural'a hiç bakmasaymışım.


Paketin birinde “Dikkat-yolda açılacak” yazılıydı. Nafiz Çorumluoğlu’nun veya Muzaffer Lekesiz'in yazısına benzettim. Muzafferinse içine sıçan ölüsü koymuştur, Başefendininse rakı koymuştur dedim. Şoför inanmadı. İkinci tahminim aşağı yukarı doğru çıktı. Ama rakı yerine votka ve soda ile fındık-fıstık vardı. Daha iyi. Fındık fıstığı Handan’la Cavidan derhal temize havale ettiler. Votka Ödemiş’e nasip oldu. Soda duruyor.


Cavidan’ın midesi bulandı. Kayadibi lokantasında karnımızı doyurduk. Derken Handan Cavidan uyudular. Biz düşünmeye devam ediyorduk.


Ankara’ya yaklaşırken bir yağmur başladı. O da geçti.

****

Bölüm 2
Ankara’da yedim taze meyvayı


İstanbul garajına arabaya çektik. Bir arabaya atlayıp doğru Bacanakların evine gittik. Baldızın öğle tatiline eve gelmesini bekledik. Yüksek ihtisas hastanesinde Kayınpederi ziyaret ettik. Kayınpeder prostat ameliyatı olmuş, böbrek taşını da almışlar. Zayıf, fakat iyi bulduk. Sevindik. Ver elini İstanbul garajı. Ankara’da hani 15 dakika daha durabilecek zamanım olsa Piknik-Yüksek Hakimler Kurulu- Hacı Bayram Camii üçlüsüne uğrayacağım. Ayağımız alışmış birader. Ne dersen de.


Ama Hergele Meydanından bir miktar meyva alacak kadar zamanımız vardı. Ayva çok güzeldi. Polatlı’dan geçerken bizim hanım ilk defa konuştu: “Polatlı’ya tayin edilseydik! Yakınca!” dedi. “Evet” dedim. O da bu evetle Afyon’a kadar idare etsin. Etti de… Sivrihisar’ın orada iki levha var. Birinde Afyon-Uşak-İzmir yazıyor. Öbüründe Eskişehir-Bursa yazıyor. Birinci yolu tuttuk. Bildiğimiz yerler. Her sene Antalya uğruna buralardan birkaç kere geçiyoruz.

****


Bölüm 3
İncecikten bir kar yağar


Afyon’a yaklaşırken incecikten yağan kar şiddetlendi. Derken bir fırtına-tipi başladı. Göz gözü görmez oldu. Birkaç dakika içinde cam silecekleri çalışamaz hale geliyor. Şoför inip temizliyor, öyle devam ediyorduk. Aksilik bu ya, tam görmediğimiz yerlere gelmiştik. Etrafta çam ağaçları, ormanlar sık sık görülmeye başlamıştı. Uşak’a gece geldik. Kar yağmura çevirmişti, çok yorulmuştuk. Uşak’tan hatırımda kalan çok geniş, etrafı boş arsalarla dolu ışıklı bir yol. “Salihli’de gece kalalım” dedim. Şoför v.s. “olduktan sonra bir ikiyüz kilometre daha gider İzmir’de kalırız” dediler. “Peki” dedik. Uşak'la Salihli arasında bir lokantada yemek yedik. Nefis bir suyu vardı. Salihli-Alaşehir-Turgutlu vs. yi nasıl geçtik haberim yok. Esasen geceleyin Yerköy’ün Benzinlik’ten gece görünüşü gibi her taraf ışıklar içinde. “Herhalde burası Turgutlu’dur. Çok büyük baksana!” diyoruz. Bir de bakıyoruz “Filan köy” imiş… ve şirin binalarda yazılar: “Fişmekan köy Belediyesi” ya da “Her türlü meşrubat-Buzlu bira bulunur” v.s…


Salihli’yi 8-10 kilometre geçince birden uykulu gözlerimizi bir levha açtı. Bu levhada bir ok işareti güneyi gösteriyordu ve üzerinde “Ödemiş” yazıyordu. Eğer bu yol iyi bir yol olsaydı, yarım saat sonra Ödemiş’te olacaktık. Ödemiş’le aramızda sadece Bozdağ ve 30 kilometre kalmıştı. Ama evvela İzmir’e bir selam sarkıtmamız gerekiyordu. İzmir deyince bir dakika duracaksın. Bir dakika ne demek arkadaş! 5 dakika - on dakika - on sene…


**************************

Arkası yarın...

Bölüm 4
Ege sularında bir Yozgat'lı
.

20 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Süper ya...
Eskinin adamları nasıl da detayları atlamıyor, herşeyi kayda alıyormuş. Adama bak 10 nüsha çıkar dağıt diyor, sanki davetiye:)) Ama ne pratik çözüm:) Ay karısıyla arısndaki "Evet" muhabbetine koptum, çok tatlı ya, iyi ki bulmuşsun bu mektubu Ekmekçim, devamını merakla bekliyorum. Hadi ister misin Handan ve Cavidan da tesadüfen okusun senin blogu, ne hoş olur ama:)
Bu arada pek de şirin bir kız çocuku imişsin yani gözümden kaçmadı, senkronize okunan kitaplara ve küçük kızkardeşine de bayıldım:))

MorKoyun dedi ki...

Super.. ben de evet kismina bayildim:)) Bu arada gecmis zamanda Bozdag'da (Kirkoluklar) dereye dusmuslugum var ve mektubun devamini merakla bekliyorum:) anilar anilar...

Mavi Balon dedi ki...

öncelikle söyliyeyim İzmir'de doğsamda babam tarafından Ödemiş'liyim. Merakla bekliyorum neler yazmış Ödemiş hakkında diye.
Ayrıca mektubun şurasıda beni bitirdi,
"İzmir deyince bir dakika duracaksın. Bir dakika ne demek arkadaş! 5 dakika - on dakika - on sene…"

Mavi Balon dedi ki...

bir not daha; o son İzmir'le ilgili yazıyı araklayıp facede paylaştım bilginiz olsun...

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
O sıralar babam fotoğraf makinesini yeni almıştı. Macit amcanın da, tepeden bakılarak çekilen -neydi acaba markası?- bir makinesi vardı.
Bizi fotomodel(!) olarak kullanırlardı. Ama, şimdiki gibi öyle binlerce kare cart curt çekilmezdi, çünkü, bir de onları tab'ettirmek konusu ve de masrafı tabii ki, vardı.

Kızçocuku ve de kardeşi adına teşekkür ederim, iltifatınıza.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

MorK.cığım,
Dereye mi düştün? Attılar mı yoksa seni hayınlar!?
;)
"Evet" ne çok sözün yerine geçen bir hikaye anlatmış o anlarda değil mi?
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Mavi Baloncuğum,
Bak nerden nereye?
Yakın zamanda JoA'cığımla, Ödemiş, Tire, Birgi muhabbeti yapmıştık. Galiba, yenisi kapıda...
:))

Yaz tabii ki, geçmişten gelen bir söz. Demek ki bir bildiği varmış, söyleyenin...
:)

Leylak Dalı dedi ki...

Aa, o makineyi bilirim, bizim de vardı, Lübitel. Babama bir arkadaşı yurtdışından getirmişti, Rus malı, muhteşem fotoğraflar çekerdi ama dediğin gibi 12 pozluk, bir de tabettirilirdi tabii ki. Ne çok fotoğrafımız vardır onunla çekilmiş, hala durur oğlumda.
Bak yakında akraba çıkacağız, dediğin doğruymuş:))

Kardeşkaya dedi ki...

Galiba ben o fotografta kitabı ders tutmuşum:)) Neyse o tarihte okuma bilecek yaşta değildim zaten, mektup 67 ya da 68 tarihli olmalı yanılmıyorsam.

Kardeşkaya dedi ki...

ters demek istemiştim:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Baktım internete, evet, Lübitel markaydı, sanırım.
Babamın eski makinesin gelince, deklanşörü tutldu kaldı, çalışsa, nefis fotoğraflar çekilrdi, eminim.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Kardeşim,
Evet, sen o sıralar bilmiş bilmiş gezinen bir şekerleme idin, lâkin okumak bilmezdin.
Tee, kaç sene sonra seni elinden tutup okula ilk kez ben götürene dek, böyleydi...
:))

Adsız dedi ki...

Ne zarif, icten, guzel bir mektup!

Bek ne farkettim: Buzlu bira bir kucuk yerin girisinde yazilmis ve diger icki konulari, hic onem verilmeden yazilivermis. Zaman nasil geriliyor!

www.elifsavas.com/blog

Simon Templar dedi ki...

"İzmir deyince bir dakika duracaksın. Bir dakika ne demek arkadaş! 5 dakika - on dakika - on sene…"
evet yaa... (türkiye'yi istampul'dan ibaret gören zihniyete nispet).

音楽 dedi ki...

eridim bittim okurken. bir de "düşünmeye devam ediyorduk" diye tekrarlıyor ya, hani susmak değil ama düşünmek diyor, çok hoşuma gitti, çok. bekliyorum devamını, sevgiler. ve de öpüyorum :)

Ekmekcikız dedi ki...

Elifciğim,
Çok önemli bir ayrıntı çekmiş dikkatini, ben de okurken takılmıştım.
Öyleymiş, öyle olmuş yani.
Acayip!

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncuğum,
Ne denir?
Haklısın!
Son senelerim bu şehre hapsoldu, ama, ben bilirim başka köşeleri de. Çocukluğumdur, gençliğimdir dört bir yanı memleketin...
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Müziciğim,
Sesini duyduğuma çok sevindim.
:))
İşte, devamı geldi bile...
:)

allımorlu dedi ki...

roman okurken insanı içine alan,bulunulan ortamı yaşarmışsasına hissettiren satırlar olur ya,aynen öyle okudum..
o kadar hoş ki anlatılan her ayrıntı gözünde canlanıveriyor insanın..

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Allımorlu,
Bu mektup var ya bu mektup, nerelere günlerdir beni alıp nerelere götürüyor, bilseniz...
:)