Pazar, Mayıs 30, 2010

Bu yazının fotoğrafı eksik. Gün batımında, uzaktaki yelkenlinin silueti olan bir fotoğraf olmalı.

Unutkanlık!

İsimler, yerler, yaşananlar, "bu apartmanın yerinde ne vardı eskiden"ler, yüzler, hayatımıza girenler çıkanlar, hayatın gündelik telaşı hay huyu içinde unutulmuş olanlar.
Sonra, bir an bir ışık çakıyor zihinde, mesela yürürken yolda, tam adımın havadayken, aniden yarım çevirip vücudunu "bu caddede trafik vardı eskiden, di mi?" diye soruveriyorsun yanında yürüyene ve daha cevabı almadan, cevabın "evet" olmasına gerek kalmadan...
...evet o caddede trafik aktığını, o dar yoldan yine yukarıya doğru tırmandığını, aslında şimdikine çok benzer manzarayı pek hatırlamamana sebep olanın samimi kız arkadaşınla çene yarıştırman, ya da iki adım ötedeki delikanlının az önce senin yanında ısrarla yürümesinin senden hoşlandığı anlamına mı geldiğini düşünmeye dalman, olduğunu hatırlayıveriyorsun.
Hatırlıyor ve anlıyorsun. Unutkanlık bitiyor.

"Bomonti, Şişli'de değil miydi?"
"Evet, orada da var. Buradaki çay bahçesinin adı, arka tarafında pin pon oynanırdı ya, hani."

Öyle ya! Öğrencilik yılları gezi rotalarından biri olan o uzun yürüyüş, o çay bahçesinde sonlanırdı. Önce oturulur çay içilir, sonra, bileğine güvenenler masa tenisi -öyle denmezdi, pin pon demiştim ya demin- oynarlardı.
Dönüşte Ali'den dondurma alınır mıydı? Alınırdı herhalde, cepte para kalmışsa!
Vapura doğru yürüyüş kolaydı, yokuş aşağı çünkü.
Çarşı içi şimdiki kadar canlı değildi o zamanlar. Hayran kalınacak, seyrine bakılacak fazla bi şey yoktu. Ya da belki vardı! Akıl başka yerde ve algı başka düzeyde olduğundan mı, bilgi böyle kalmış hafıza kıvrımlarında?

Aynı yolda yürünür ve bir zamanlar kimin hangi noktada neler yapıyor olduğunun öyküsü dinlenir ve "ne zamandı?" sorusunun cevabına göre, belki de o gün orada da rastlaşılmış olunduğu düşünülürken...
... kim bilebilirdi hayatın böyle akacağını?



.

2 yorum:

şule dedi ki...

çok güzel anlatmışsın ekmekcim. gercekten kim bilebilirdi hayatın böyle akacağını?...ama iyi ki de böyle akmış be canım :)

bi de bu yazın bana "sliding doors"u animsatti nedense.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Evet, iyi ki de böyle akmış!
Gerçi, o akış esnasında anafora kapılmamıza az kalmıştı ya, neyse, kıyıya ulaştığımıza göre sorun yok!
Değil mi?

"Slinding Doors" mevzuuna gelinceee, onu hiç bilemiyoruz işte.
En iyisi "şimdi"nin tadında yaşanması...
:)