Cuma, Kasım 12, 2010

EKMEKÇİKIZ'IN HALİÇ SEFASI DEVAM EDİYOR!

Efendim, bu aralar kısmet -Beyoğlu'nda değil de- Haliç kıyılarında gezinmekten açıldı. Bu defaki Haliç gezisinin başlangıcı bir devlet dairesine yolumuzun düşmesiyle oldu.
Bir arkadaşımın emekliliği gelmiş, başvurmadan önce gündökümü almış, bir de ne görsün çalışmalarının çoğu kayıp! Bu işi bayramdan önce bir hal yoluna koyalım diye tuttuk Unkapanı'ndaki Sosyal Güvenlik Merkezi'nin yolunu. O binanın eski adı, İhtiyarlık Sigortası mıydı neydi, sevimsiz di mi? Sensin ihtiyar diyesi geliyor insanın!

Danışacağımız yeri bulduk, doldurulacak bir form verdiler, iki arkadaş kafa kafaya verip, birimiz numaraları okur, diğeri yazarken, yaşlıca bir adam yanımıza geldi, "kalemi yokmuş, acaba biz onun formunu da doldurur muymuşuz?"
Arkadaşım yazdı, ben okudum rakamları yine. Biz orada arzuhalcilik yaparken, öğle tatili zamanı gelmiş, bizim dilekçeyi verdik alelacele. "Üçten sonra gelin" dediler.
Saat oniki, üçe kadar ne yapalım?
Arkadaşımın Piyerloti'ye gidip kahve içme teklifi üzerine, hemen yola çıktık. Geçen hafta gittiğim Sütlüce kıyısının tam karşısından manzaraya bakarak, Aziyade'nin anısına birer orta kahve içtik.
Manzaraya bakıp, neresi nedir bulmaya çalışırken, itiraf ettim; "Eyüp Sultan nerededir bilmem". Buradan kalkınca gidelim, biliyorum yerini cevabını alınca, "hadi" dedim.


Fotoğraf buradan.

Kalkarken arkadaşım, sağ tarafı işaret etti "bak orada kırmızı kubbeli büyük binaya, çok güzel, ona da gidelim bakalım" dedi.

Biz iki uydum akıl, yola revan olduk.
Eyüp Camii'ni bulduk, Eyüp Sultan türbesinde dua ettik, çarşıda bir tur attık.
Yemek yesek, yemesek derken, sonra yeriz kararı verip, Balat'a doğru yol aldık. "Gitmeye gitmeye unutmuşuz, buraların işkembecileri, uykulukçuları meşhurdur" demeye kalmadı "yiyelim" dedik ve arabayı sağa çektik.
Sanki İstanbul'da değiliz, sanki 2010 yılında değiliz; öyle eski usul bir lokanta ve garson karşıladı bizi. Masa örtülerinin üstüne kağıt konulmuş masalar, iki kişi -belli,çevre esnafı- yemek yiyor. Garson orta yaşa yakın duruşlu, yana yatırılarak taranmış düz saçlı, sakin efendi bir adam.
Tuzlama, işkembe çorbası ve ortaya kokoreç. Ağzımız kokacak buram buram, karanfil at ağzına, sakız çiğne...

Fotoğraf buradan.

Kırmızı çatılı binanın peşindeyiz yeniden; o sırta nasıl çıkarız? Sora sora bulduk, Fener Rum Lisesi yazıyor tabelada, kapısı, bahçesi kapalı.
Etrafında hayran hayran gezinirken, bir sevimli oğlan çocuğu yanımızsıra yürümeye başlıyor; gamzeli, güler yüzlü, konuşkan.
Bize binayı ve çevredeki konakları anlatıyor.
Sen burada mı oturuyorsun?  "Geçen sene geldik."
Nereden? "Siirt'ten"
Kaçıncı sınıftasın? "Yedinci sınıf."

Rehberimiz soruyor, "Patrikhane'yi görmek ister misiniz?"
Uzak mı? "Hayır, şuradaki merdivenlerden inince, hemen."
Yürüyünce anlıyoruz, o kadar "inence hemen" değilmiş ya, yokuşu inip çıktığımıza değiyor doğrusu. Rüya gibi bu, dünyaca meşhur Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin avlusunu ve kilisesini görüyoruz, bu defa mum yakıyoruz.

Fotoğraf buradan.

Saat, nerdeyse üç oldu, SSK'ya gitmenin zamanıdır. Zaten, geldik sayılır Unkapanı'na.
Yaşasın! Bulunmuş aranan çalışmalar. Arkadaşım emekli olabiliyor. Hemen başvurusunu yapıyor, bir kart veriyorlar eline "bir aya kadar bilgi gelmezse, bu numarayla arayın" diyor memur.

Dönüş yolunda Boğaziçi köprüsünden geçerken, hafif puslu görünen Marmara'ya bakıyorum, içimden gelen bir coşku:
Seviyorum seni İstanbul!
Eski semtlerini daha da çok seviyorum.

.

2 yorum:

elektra dedi ki...

öhöm öhm... gururla ve seni çatlatmak için bildiririm ki ben o kırmızı kubbeli yere çıktım:))) öğrencim vardı bir sene o okulda okuyan onun torpili ile koşa koşa gidip tırmanmıştım o çepeçevre minicik bir balkona sahip kırmızı kuleye. enfes bir şey görüyor insan orada, eski istanbul'u görüyor. Görüş alanı sadece eski İstanbul o kulenin. bir de yine gidersen orada kiliseden bozma gül camii var. bahçesinde eski azizlerin mezarları olan bir camii. demirden tek kilise olan bulgar kilisesi var haliç kıyısında, sonra balatta güzel bir sinagog var.
evet, ben eskiden haliç turu yapmayı çok seven, piyerlotide çay içmenin meftunu bir haliç delisiyim:)))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Bak şimdi!!!
Bu çatlatma faaliyetine girişen sen değil de tanımadık birisi olsa mı daha fazla çatlarım acaba, yoksa sen gittin diye mi çatlamalıyım?
:)))
Ne iyi olmuş da gitmişsin ve bana bunu anlatıyorsun ilk elden.

Teklifim şu: Baharda şöyle planlı programlı bir Haliç gezisi yapalım ve rehberimiz sen ol!
Ne dersin?
:)