Pazartesi, Eylül 29, 2014

EVİMİZİN İKİNCİ ANANASI

Selim İleri'nin yemek üzerine yazdığı hoş kitaplarından birinin adıdır, "Evimizin Tek İstakozu".
Kitap tanıtım yazısında "Kitapta, sofra adabından yemek çeşitlerine, masa başı sohbetleri ve dedikodularından yiyeceklere, pasta ve likör çeşitlerine kadar hemen her şeyde, yer yer Selim İleri’nin bizzat tanıklığı da vardır." diyor. Zevkle okumuştum, arada açar bakarım.
Geçende markette görüp ananas alınca, bu kitap geldi aklıma.

Neden derseniz; ananası aldım ancak nasıl keseceğimi bilmiyorum.
Bir önceki denemede, markette giyotin usulü kurulmuş bir kesme edavatının marketteki tezgahtar tarafından nasıl da kullanılamadığını ve kesme işleminin biçme işlemi haline geldiğini görünce, ben bu işi efendi gibi evde yapayım konusunda kendi kendime karar almıştım.


Netekim, talih yardım etti ve de ananas satışının kesme biçme zorluğu nedeniyle geri kalmamasını arzu eden satıcı şirket tarafından ananasa iliştirilmiş olduğunu düşündüğüm resimli kart sayesinde, bu işin kavun keser gibi yapılacağına kanaat getirdim.
Evet, öyle de oldu!
Önce, tepesindeki gösterişli yeşil kısım, sonra dibi keskin bir bıçakla çıkartıldıktan ve ortadan ikiye kesildikten sonrası gayet kolay. Boyuna dört ya da daha kolay kesilsin diye sekiz parçaya ayırın.
Ortadaki sert kısmını (kavundaki çekirdek bölgesi gibi) çıkarın, sonra kabuğunu ayırın, işte bu kadar.
Ananasınızı ister bu büyüklükte, ister ikiye üçe keserek yiyebilirsiniz.



Bir de "bu ananas dedikleri egzotik bir bitkidir pahalıdır bu şimdi" demeyin. Sudan ucuz değil, amma velakin alınabilir bir fiyatı var.
Üstelik faydalarına bakarsanız, ödediğiniz paraya haydi haydi değer.

Bizim evin gençleri bu ara "ananas" diyor da başka bişey demiyor.



Bakın, tee Costa Rica'dan çıkıp gelmiş  ananasımızda neler neler varmış:

Vitamin vemineral  deposu; demir, kalsiyum, vitamin A, vitamin B, vitamin C içerir.
Sindirime yardımcı, vücuttaki iltihapları ve şişkinlikleri de etkili bir biçimde azaltır.
Ananas, az bulunan bir mineral olan manganezin mükemmel bir kaynağıdır. Anti oksidan koruma sağlar ve bağışıklık sisteminin destekçisidir.
Mide ve bağırsakları temizler.
Kemik ve eklemlerdeki kireçlenmeyi önler.
Alerjilere karşı korunma sağlar.
Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.

Daha ne olsun?

Cuma, Eylül 26, 2014

Kestane karası'ndan limonlu kek'e bir hafta daha geçti

Hafta gayet hızlı başladı. Hatta öncesinde hafta sonuna hızlı girdik.
Cuma günü sınav sonuçları açıklandı, geçmişim. Şimdi sıra mülakatta. Savulun, Ekmekcikız Ankara'ya gelecek!
Cumartesi, Bayan E. ile Grace of Monaco'ya gittik, Pazar akşamüstü haylidir görmediğimiz Bayan D. ile kahve içtik.




Pazartesi, Bayan S. ile öğlen Zencefil'de yemek yedik, muhabbet ettik.
Salı günü kestane karası fırtınasının marifetlerini izledik. Bir kez daha doğanın gücüne boyun eğmek ve onunla iyi geçinmek gerektiğine kanaat getirdim.




Çarşamba'dan sonrası nasıl geçti,  hatırlamıyorum bile.
Çoğunlukla, annemin tansiyonunun iniş çıkışını takip ve diğer günlük işler ile olmalı...
Günlerin bir tanesinde, iki ayrı tamirciyi beklerken, limonlu kek yapmıştım. O tantana arasında nasıl da iyi bir kek oldu, hayret ettim doğrusu! 

Pazartesi, Eylül 15, 2014

SINAV... NASIL MI GEÇTİ ?

Cumartesi sabahı erkenden yola düştüm. Metro, Marmaray, tramvay... İn bin in bin.
Hedef, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi; Beyazıt'a gidiyorum,  Arabuluculuk sınavına gireceğim.
Sınav yerini gösteren  belgeyi elime alınca şaşalamıştım, bak sen 31 yıl sonra girdiğim meslek sınavı mezun olduğum üniversitede hem de komşu fakültede.

Otuz küsur sene önce  fakülteye girişlerimiz çoğunlukla olaylı olurdu, polis aramaları, kimlik kontrolleri, "karşıt gruplar"ın birbirini yan yan süzmeleri, "bugün olay çıkar mı acaba" korkularıyla.
Fakültedeki günlük yaşamımız sefil sayılacak haldeydi,  yakıt yokluğundan ısınmayan anfiler, kavga çıkmasın diye yemek verilmeyen yemekhaneler, merkez binada koridor arasına gizlenmiş çay ocakları ve orada bir bardak çay içme süresinde sığınılan, ısınmak için tepesine tünenen kaloriferler...

Heyhat! Aradan onca zaman geçmesine rağmen zorlanma bab'ında yine değişiklik yok. 
Neden mi?  
Vezneciler alt geçiti genişletiliyor, onun kazısı ve çevresindeki hendekler bir  yandan engel, ayrıca Üniversite'nin ana girişindeki büyük kapı bakım ve onarımda, içerdeki binaların nerdeyse tümünün dış cephesi boyanıyor, heryer tahta perde ve iskeleyle çevrili... 

Bina ve çevre koşulları bir yandan, insan davranışlarında da değişiklik yok.
Yine sınav öncesi son dakikada öğreneceği bilgiden medet umup, ezber yapanlar da var, dünyayı umursamayıp sigarasını tüttürenler de var.

Sınav bitti, bir iki fotoğraf çekip biraz turlayıp dışarı çıktım, Bayan N. ile buluşup Süleymaniye'ye kuru fasulye yemeğe gittik. Hazır gelmişken, orada oluşumuzu değerlendirip Camii'yi de ziyaret ettik, avludan Eminönü Boğaz girişi yönünde gözüken manzarayı seyre daldık.



Beyazıt'tan sonrası Çarşıkapı.
Kapalıçarşı'nın girişine dek, turist kalabalığı içinde yürüdük. Sonra kendimizi Kapalıçarşı'ya atıp Nuruosmaniye'ye kadar serin serin yürüdük.
Derken uzaktan gözüken Çemberlitaş'ın yakınından göresimiz tutunca yine sıcağa ve kalabalıklara maruz kaldık.
Öyle böyle Sultanahmet'e ulaştık, hedef Yeşil Ev ve sonuç hüsran! TURİNG, Yeşil Ev'i devretmiş ve o güzelim yapı ile bahçesi büyük bir tadilat geçirmek üzere sekiz ay süreyle kapatılacakmış.
Hayal kırıklığımızı bağrımıza basıp, tramvaya atlayıp Bayan S. ile buluşmak üzere İstanbul Modern'e geçtik.



İstanbul Modern'in önündeki rıhtımda  biri orta boy, biri büyükçe, diğeri koskocaman üç yolcu gemisi demirliydi.
Biz orada otururken, gemilerden birinde yolcular için can yeleklerinin giyildiği bir tatbikat yapıldı. Uzaktan bir yelkenli yolcu gemisi süzülerek geçti. Önce orta boy gemi, sonra koskocaman gemi ve en sonra da orta boy gemi rıhtımdan ayrıldı.
Son ayrılan gemi, uzun uzun düdük çekti, İstanbul'a veda etti.  Bazı kaynaklara göre, civarda mutlaka kaptanın beğendiği bir hanım olmalıydı ve düdük selamı onaydı.

Sonra akşam oldu, yolcu motorları, tekneler önümüz sıra geçtiler, biz onları seyredip sohbetimizi sürdürdük.
Sonra gece oldu, Boğaz Köprüsü'ne doğru gece kulüplerinin olduğu yerlerden havai fişekler atıldı.
Bir yandan kuşlar etkilenecek diye üzüldük, bir yandan ışıkların saçılmasını seyretmekten kendimizi alamadık.

Öyle işte!
Güzel bir gündü, geçmişin anılarının  canlandığı ve bugüne onlar sayesinde gelmiş olmanın sevgiyle anıldığı...