Pazar, Şubat 01, 2026

AYIN BİRİ

Az zamanda çok işler yaptığımız bir günün hikayesini anlatayım niyetiyle başlıyorum söze, bakalım  nereye kadar gideceğiz?
Bunu dedim demesine de, metrodan Vezneciler durağında inmekten öncesi de var.

Pazar sabahı, kış günü, hava ancak aydınlandı, evden çıkıyoruz ve mahalle uyurken kızımla Kadıköy metrosuna yürüyoruz. Ayrılık Çeşmesi'nde Marmaray'a aktarıp Yenikapı'da iniyoruz ve ver elini Hacıosman metrosu; bir durak sonra Vezneciler'de yeryüzüne çıkıyoruz.



Vezneciler Yurdu'nun yanından geçip Vefa'ya yöneliyoruz, üstteki fotoğrafta adını okuduğunuz Cüce Çeşmesi sokaktan kıvrılıp, ( arka planda gözüken cami kubbesi Şehzade Camii'ne ait ) Dede Efendi Sokak'a dönüyoruz ve az sonra Vefa Lisesi'nin önünden geçiyoruz.

Eski İstanbul'un kalbindeyiz sanki, sokaklardan tek tük geçen var, hava gri ve durgun, sanki zaman da durmuş gibi. 
Bir köşe daha dönüyoruz ve işte karşımızda Vefa Bozacısı'nın bulunduğu bina. 
Sonra bir dönüş daha ve kilise düz gidince aşağıda olmalı diyor kızım. Önümüzdeki insan kalabalığını görünce, hoppala diyorum, kuyruk buradan mı başlamış?



Evet, gerçekten tee oradan başlamış kuyruk ve insanlar sıraya girmişler, bekliyorlar.
Ben kuyruğun sonuna ekleniyorum, kızıma diyorum ki git bir bak yavrum, içeriye almaya başlamışlar mı, sırada kaç kişi var?
İnsanlar konuşuyor, rivayet muhtelif, henüz kapı açılmadı diyen var, akşamı buluruz diyen var...
Şu fotoğraftaki kalabalık kuyruğun dörtte biri bile değil, uzunluğunu varın siz hesaplayın.
Birazdan kızım arıyor, anne bu sıra bitmez, biz akşama kadar bekleriz, bu soğukta olacak iş değil, diyor.
Ne yapalım, dönelim mi?
Gidelim bir yerde kahvaltı edelim, diyoruz. Evden çabuk çıkalım diye kahvaltı yapmamış, yolda küçük bir simiti paylaşmıştık. 

Bu arada, Ayın Biri Kilisesi neymiş, neden insanlar bugün önünde kuyruk olmuş diyorsanız, resmi adı Panagia (Meryem Ana) Kilisesi olan bu yapı ve özelliği hakkında şurada bilgi ve fotoğraf bulabilirsiniz. 



Az önce önünden geçtiğimiz Vefa Bozacısına dönüyoruz. 
Hemen öncesindeki leblebiciden eve götürmek için bir paket leblebi ve leblebi helvası alıyoruz, içeriye girip bozalarımızı söylüyoruz.
Bozanın üzerine tarçın serpiyoruz, üzerine de bir avuç leblebi atıyoruz, sonra bozanın keyfini çıkarıyoruz.

Tamam bozamızı içtik iyi oldu, ancak kahvaltı yaptık sayılır mı?
Çiçeğim "ben açım" diyor, Taksim'e çıkalım kararına varıyoruz. Tekrar metro durağına gidiyoruz, Taksim'de inip İstiklal Caddesine yöneliyoruz.

Şurada meşhur bir Karadeniz pidecisi vardı, ne dersin diyorum, olur alınca Taksim Maksem'inin arka sokağından yürüyoruz ve fakat pidecinin kapısı henüz sadece aralık, fırını çalıştırmamış oldukları besbelli, sandalyeler henüz masaların üzerinde toplu duruyor, çünkü saat henüz 11 bile olmadı, erken kalktık ya yol alıyoruz.

O zaman Lades'e gidelim, menemen yiyelim mi? Olur gidelim. 
Gidemiyoruz, yine yoldan şaşıyoruz, gelmişken  şu karşı sokaktaki Aya Triada Kilisesi'ne bir uğrayalım, bir mum dikelim hiç değilse, anahtar dileği olmadı, mum dileği olsun hiç olmazsa.




Bizim göç yolunda düzülür günü devam ediyor. 
Lades'e doğru giderken etrafı seyre dalıp sokağı kaçırıyoruz, Hayvore'ye gidelim bari diyorum, belki pide vardır, fırını yakmışlarsa. 
Hayır bugün yakmıyorlarmış fırını, ama çorba var; kızım balık çorbası istiyor, ben kara lahana çorbası içiyorum. Üzerine bir fırın sütlacı paylaşıyoruz, birer de çay içiyoruz.
Bir ara sürreal bir his yaşıyorum; Beyoğlu'na bir laz yemeği lokantasındayız ve içeride Edith Piaf şarkıları çalıyor, kızımla gülümsüyoruz.

Artık yolcu yolunda gerek, eve dönelim, annem daha fazla yalnız kalmasın. Bir yandan İstiklal Caddesi kalabalıklaşmaya başladı, saat 12'ye geliyor.
Tünel'le Karaköy'e iniyoruz.
Karaköy alt geçidinden geçerken karşımıza dört kişilik bir grup çıkıyor. Bir gelin, bir damat ve yanlarında bir genç kadın ve bir genç erkek. Konuşmaları kulağıma çalınıyor, "çantacı nerede" diyor gelin hanım. Üzerinde siyah manto ve gelinliğinin altında siyah tayt var. Damat ve şahitleri olduğunu düşündüğüm arkadaşları da telaş içindeler. 
İşte size bir sürreal İstanbul sahnesi daha!



Karaköy vapurundayız şimdi, sabahtan beri oradan oraya seyirtmenin rehaveti çöktü üstümüze, dalgın dalgın denize bakıyoruz ana kız. 

Kadıköy'de ayılıyoruz ama, salep çekiyor çiçeğimin canı. Baylan'da var diyor, gidelim diyorum.
Kızım salep söylüyor, ben sade kahve. 
Tamamdır, Kadıköy çarşısını da tura eklemeyi başardık ya, artık eve dönebiliriz.

3 yorum:

  1. ay muhteşem bir günmüş Ekmekçi'm, sadece Istanbul'da yaşanabilecek güzel bir kış günü. Yurtdışında olsam burnum sızlardı özlemden. Aya Triada hangisi? Balıkpazarının içindeki mi?

    YanıtlaSil
  2. Aya Triada, aşağı yukarı Fransız Kültür'ün karşısına düşen Meşelik Sokaktaki Rum Ortodoks kilisesi, Arpiciğim.
    Çok güzel ve yoğun bir gündü, gerçekten. :)

    YanıtlaSil
  3. ay pek imrendim, ne şahane bir gün olmuş, içinize sinsin canikom

    YanıtlaSil

Hoşgeldiniz!