Perşembe, Temmuz 09, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR 4 - Bir Evin Kırk Yıllık Hatırı

 Bugün fizik tedavi sonrası eve döndüğümde, dizimde buzla oturmadan önce, bir sade kahve yaptım. İki seferdir kahvenin içine kakao da ekliyorum, lezzeti hoşuma gidiyor; bir silme tatlı kaşığı kahve ve bir silme tatlı kaşığı kakao. Bu defa kahveyi badem sütü ile yaptım, oldu mu sana çocukluğun sütlü kahvesi hem de kakaolu, nefis. 


Gelelim, bir fincan kahvenin hatırından geçmişe mektuplara...

Kimi insan,  bir evde doğup büyür hatta ömür boyu orada yaşar, kimisi değişik sürelerle ev değiştirir. Hangi uzunlukta olursa olsun, içinde yaşadığımız evlerin üzerimizde hatırı var; değil mi ki bir fincan kahvenin bile hatırı var, yaşadığımız evin neden hatırı olmasın?

Yıllar öncesinde "Ev denince hayalimde canlanan" başlıklı bir yazı yazmışım, mesela. Orada, babamın mesleği nedeniyle değişen görev yerlerinden birindeki hep hatırladığım, belki en mutlu olduğum evi anlatmıştım. 

Daha yakın bir zamanda, pandemideki karşı kıyıya geçmek üzere sokağa çıkışlardan birinde, hem de tam da Temmuz ayında ve bugünlerde Galatasaray'da ilk evlilik yıllarında oturduğumuz evi anmışım. 
Anılarıma bakınca, çocukluk evindeki mutluluğun bir benzerini yanına özgürlük hissi de eklenmiş olarak, kendi evim diyebileceğim, evlilikle başlayan düzenini kocamla birlikte oluşturduğumuz o evde yaşamıştım.

 "Şu sağda üzerinde "satılık bina" tabelası olan apartmandan sonra, yokuşun en dik yerinde, bizim 88-91 yılları arasında yeni evliyken oturduğumuz apartman vardı.  Apartmanımız aile apartmanı gibiydi, yakın çevrede oturan arkadaşlarımız vardı. 
Güzel zamanlardı doğrusu."

Şimdi bile kulağımda o dik yokuştan çıkarak Galatasaray'a doğru yürürken, tahta sepetindeki lahmacunları satmaya başlamış ve "sıcak sıcak lahmacun" diye  ünleyen satıcının sesi yankılanır.
Karşı apartmanın altındaki bakkal Emine ablanın iş yaptırmak için kocasına ve oğluna bağırmaları geliverir hatırıma.
Yan binadaki marangoz atölyesinden sesler gelir kulağıma, ya da öndeki apartmandaki az gelirli ailelerin karı koca kavgalarını duyarım.

Biz evlenerek o daireye yerleşmeden önce, kocam ve iki arkadaşının bekar eviydi orası. Sonra sırayla evlendiler, işler güçler peşine gittiler ve ev bize kaldı. 
Evin bekar evi halinden geriye sadece holdeki gaz sobası yerinde kaldı, tüm eşyalar değişti her şey  farklılaştı.

O yıllarda İstiklal Caddesi henüz cazibe merkezi olmamıştı, daha doğrusu yeni yeni olmaya başlamıştı. İlk zamanlar sinemadan çıkıp bize şöyle bir uğrayan arkadaşlar yavaş yavaş çevrede ev kiralamaya, almaya başladılar. Bir sonraki aşamada Cihangir popüler oldu, Cezayir Sokağı Fransız Sokağı oldu, İstiklal Caddesi canlandı, gençlerin sevdiği ışıklı, hareketli hayatın odağına yerleşti. 

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra biz karşı kıyıya taşındık, Kadıköylü olmaya, çoğunluğu Bağdat Caddesinde geçen çocuklu hayata adapte olmaya başladık.

Şimdi artık Yeniçarşı Caddesine yolum düştüğünde, o günlerin kırk yıllık hatırasına dalmayı seviyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hoşgeldiniz!