Cuma, Aralık 07, 2007

YUMMY

İki tane Kore var; Güney ve Kuzey.
Kuzey'ini tam bilemiyorum, kapalı kutu toplum olmayı sürdürüyorlar.
Güney'i ise, Dünya Futbol Şampiyonası organizasyonundan ve sinemasından tanıyorum. Ekonomik olarak kısa sürede gelişen bir toplum olduklarını biliyorum.

Anlaşılan sadece ekonomilerini değil, var olan kültürlerini ekonomilerine uydurarak geliştirmişler ki, son senelerde, örneğin sinema konusunda çok farklı ve başarılı yönetmenlerini duyar olduk.

Kore sinemasını seviyorum.
Bu biraz iddialı bir ifade oldu; uzman görüşü verecek kadar çok film görmedim, doğrusu.
Yine de seyrettiğim filmlerden ayrı ayrı, çok etkilendiğimi söylemeliyim.
İlk gördüğüm Kore filmi Chan-wook Park'ın "İhtiyar Delikanlı"sı idi, çarpılmıştım. İçerdiği şiddet öyle sahici ve haklıydı ki.
Sonra, festivalde "Fedakar Kız" ve "Boş Ev"i gördüm. Kim Ki-Duk'a büyücü gözüyle bakmaya başladım.

Geçen sene yine Ki-Duk'un "Yay"ını, bu sene de "Nefes"ini gördüm.

Başka bir dünyası var, bu filmlerin.
Zaman zaman çok yavaş akan, çoğunlukla masal gibi bir şeyler anlatan, bunun yanısıra gerçeklik-olabilirlik duygusunu hiç kaybetmeyen, kaybettirmeyen.

Nefes'i geçen ay, gösterimden kalkmak üzereyken yakalayıp, sinema demeye bin şahit ister tuhaf bir salonda görmüştük. Ne ortam, ne o günün tuhaf koşulları filme olan ilgimizi bir an bile eksiltmemişti. (Paragraf başına, filmin adının üstüne tıklarsanız, bilgi veren bir yazıyı okuyabilirsiniz.)

Aşağıdaki kısa film, gidip Kore'de sinema okumayı aklına koymuş genç bir kızın kısa filmlerinden biri.
Ben çok sevdim.
Onun gidip, orada film okumasını çok isterim; umarım dileği gerçek olur.

Belli mi olur, böylece biz de "onun ilk filmlerini yıllar önce görmüştük" deyip, kabarabiliriz.




Yummy- Roman Alkan

10 yorum:

elektra dedi ki...

bu kim ku duk adı beni çok güldürüyor yahu:)) ben bu filmleri izlemedim. yazdım bir yere. beşiktaş'taki dvdcime vereceğim listemi. bir de jane austen'in pride'li romanını aldım. başlayacağım yarın.onu söylemek istedim:)

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracım,

Bence, sen bu ismi komik adamın filmlerini sevceksin.
Boş Ev'den başlamanı öneririm.

Pride....'ı oku da hafızamızı tazele, bekliyoruz.
:))

arzu dedi ki...

"İhtiyar Delikanlı (Old Boy)" benim en çok etkilendiğim filmlerin başında gelir. Öylesine bir intikam duygusana sadece Uzak Doğulular sahip olabilirmiş gibi bir düşüncem var; yani bir Akdenizli kızdığında yumruk atar, en fazla çeker silahı vurur herhalde ama filmdeki gibi bir soğukkanlılık insanı gerçekten ekranın karşısında bile tedirgin ediyor. Güney Kore sineması değişik ve insanı içine çeken bir sahicilikle anlatım özelliğine sahip bence ancak bazı insanlar için etkileyici olsa da, sevmeyen de nefret ediyor.
Bir de, Ekmekcikiz'ın bugünkü yazısıyla bir ilgisi yok ama, Büyücü'yü okumanızı tavsiye ediyorum. Büyücü'nün de büyücülükle bir ilgisi yok ancak kitap insanı öyle bir etkiliyor ki, uzun süre kurtulamıyorsunuz bu etkiden.

ekmekcikiz dedi ki...

Doğru demişsin, Arzucuğum; Kore sinemasını "sevmeyen nefret ediyor"!
Belki de, "sevemeyen" nefret ediyordur.:)

Peki, bu "Büyücü" nedir, kimdir?
Anlatsan biraz?
:)

Rinmaru dedi ki...

^_^!! En başta filmimi websitenize koyduğunuz için çok teşekkür ederim!
Kore sinemasına gelince bende bir iki şey söylemek istiyorum!
Benimde ilk seyrettiğim Old Boy (ihtiyar delikanlıydı):)!
Chan Wook Park inanılmaz bir yönetmen.
Old boy aslında 3 filmlik bir seri...
Vengeance Serisi.
Sympathy for mr.vengeance ilk filmi.
ikincisi Old boy yani ihtiyar delikanlı
üçüncüsüde Sympathy for Lady Vengeance.
Chan Wook Park ayrıca geçen sene birde romantik komedi olan ama aslında son derece acıklı bir film olan "Im a robot but thats ok" ide yaptı.Oda benim kanımca çok çok güzel bir filmdi.
Kim Ki Duk benim en sevdiğim yönetmenlerden biri.
Genelde konuşma olmayan filmleri "sıkıcı" görürdüm.Kim Ki Duktan sonra içinde nerdeyse 2-3 replik olan filmleri yerimden kalkmadan gözümü filmden bir saniye bile ayırmadan seyredebileceğimi anladım.
Tabi Kore sineması sadece Kim Ki Duk ve Chan Wook Parktan ibaret değil.
Myung se Lee nin Duelisti,
Seong deok Kim in Silver Knife ı,
Eun kyeong Kim in D-Day i,
Il soo Kwon un Forbidden Floor u,
Ji woon Kim in Tale of two sistersı
Ve daha saymadığım bir sürü iyi yönetmen var Güney Korede...Bu filmleride kesinlikle tavsiye ediyorum :)!

ekmekcikiz dedi ki...

Roman'cığım,

Ziyaretin ve filmini bloguma eklememe izin verdiğin için çok teşekkür ederim.
:)
Dilerim, Kore'de veya başka bir yerde sinema okumak isteğini gerçekleştirir ve dilediğin filmleri çekersin.

Anlattığın filmleri bulup görmeye çalışacağım.
:)

SekerPembe dedi ki...

Evet simdi ne guzel, insanlar burada sanatsal ve elestirel boyutta Kore sinemasina dair goruslerini yazmislar. Benim icinse sinema elestirisi "begendim, begenmedim, abi ne yakisikliydi cocuk di me" seklinde uce ayrilirken, birkac sene evvel kardesimin beni festivalde bir Kore filmine goturmesiyle sinema yorumlama sozcuklerime bir yenisi eklendi: "Oharaaaa" seklinde cereyan eden bu yorumu takdir edersiniz ki esasen simdi "ohara"ya donusturdum, zira nazik ve zarif karakterim filmden sonra kullandigim elestirel sozcukleri burada yazmaya elvermiyor.

Neysem, ben Kore filmi izlerim izlemesine ama izlemeden evvel kendimi ruhsal ve bedensel olarak hazirlamamda fayda oldugu kanaatindeyim.

Buradaki kisa filmi ise anlamadim. Zaten benim Kore sinemasini anla(ma)mak gibi bir sorunum da var. Galiba burada genc irisi kizimiz, kucuk yesil yapiskan seyi (ki zannimca o sumuk seklinde bir kelebek) agzina gotup bonus aliyor. Ya da oyle bisi.

Saygilarimla e'feem.
Shekerpembe

ekmekcikiz dedi ki...

Şekeerrr!
:))
Sen bu gün ters tarafından kalmışsın, galiba.

Bi kere, o kısa film bir Kore filmi değil, Kore'de sinema okumak isteyen tatlı bir kızın kendi çektiği kısa filmlerden biri.

İkincisi, "Boş Ev"i seyrettikten sonra, ağzından ballar akan bir hayranlıkla filmden nasıl sözettiğin de aklımda.
Orta erişimli hafızam henüz o kadar zayıflamadı, bilesin.
:)

Evet, bazı Uzakdoğu filmlerinde şiddet insanı irkiltecek boyutta olabilir, ama, "oohhaaarraaaaa" dersin olur biter.
Di mi, yani?!
:-)

Köşenin Delisi dedi ki...

boş eve bayılmıştım ben, hem gülmüştüm, hem hiç de romantik bi insan olmamama rağmen çok romantik bulmuştum, hem çok hüzünlenmiştim...çok güzeldi cidden, çok farklıdı..

ekmekcikiz dedi ki...

Deliciğim,

Farklıydı "Boş Ev", hem de çok.
Bence, en büyük farklılık temel yaşam felsefeleri nedeniyle oluşuyor. Ondaki, bizim aşina olmadığımız pek çok değişik öge, doğal olarak filmleri de farklı algılamamıza yol açıyor.
:)