Salı, Aralık 30, 2025

ARA-LIK - 13. Yazı - Hasat / Bir Yıldan Kalanlar

Geldik bu senenin son ortak yazma serisinin son yazısına; beri yandan  ay bitiyor, yıl bitiyor.
Şimdi belki bir hesap alma verme zamanı, belki de  bu sene ne hasat ettim, geriye ne kaldı ona bir bakmak zamanı demek daha doğru olanı.

Geride bırakmak üzere olduğumuz, genelde zor bir seneydi, üzerimizde bıraktığı his böyle en azından. Ve çoğu sene bitişinde olduğu gibi hepimiz 2025'ten koşarak kaçma eğilimindeyiz. 
Derken yıllar geçince bir gün gelecek ve belki de şunu diyeceğiz "o sene ne güzel anılar bırakmıştı, zordu ama güzeldi!" Bilinmez! Belki dedim zaten.

Kişisel tarihime gelince, bu senenin ilginç bir yeri oldu. 
Kendime "hadi ya, yürü işte" dediğim de oldu, "yok artık, bu da ne saçmalık" dediğim de oldu, çok güldüğüm, sevindiğim, çok sinirlendiğim, yorulduğum, üzüldüğüm de...
Öyle ya da böyle yaşamanın değerini anladığım, insan hayatının aşamalarından yenilerini tanıdığım zamanlardı.

Bu sene hiç bıkmadan yaptığım iki şeyden biri günlük egzersizlerimi aksatmamak ve her gün  yürümekti,  bedenimi çalıştırmak  kendimi canlı hisetmemin önemli bir yolu.
Diğeri her gün bazen onbeş dakika bazen yarım saat İngilizce çalışmak oldu. Londra dönüşü annem demesin mi "yine İngilizce mi çalışıyorsun, gittin geldin işte!" Dedim anam, o beynim çalışsın diye yaptığım bir şey, bitmedi, devam ediyor. 
Tıpkı hayat gibi, tıpkı değişen yıllar gibi.

Kestirmeden gideyim ve 2025'i ardından el sallayarak uğurlayayım. Yolcunun arkasından kapıyı kapattıktan sonra yeni gelecek olan 2026 hoş gelsin, başımızın üstünde yeri olsun.



Natalia Goncharova  (1881 - 1962)
Rusya'da doğdu, İspanya, İsviçre ve Fransa'da çalıştı.
Eserin adı Gardening / Bahçecilik.
(Tate Modern, Londra'da görmüştüm.)

Pazar, Aralık 28, 2025

ARA-LIK - 12. Yazı - Gezelligheid

Masamı düzenliyordum, kaç gündür elimi atıp gerekli olanlarını ayıklayamadığım yolculuktan kalan kağıtlarla meşguldüm.
Londra'da yaşayan arkadaşımın doğum günümde verdiği kart ve C.in gönderdiği kendi elinin ürünü bir kaç kart o sırada elime geçti. 
Tekrar açıp okudum, yine yüzüm güldü.

R.ciğimin verdiği kutlama kartının üzerinde "Gezelligheid" yazılıydı, altında kelimenin anlamı ve kartın içinde arkadaşımın dilekleri, "yeni yaşın ve hatta sonrakiler 'gezelligheid' ile dolu olsun"

Gezelligheid Felemekçe/Dutch dilinde bir isim sözcüğü imiş ve kelime anlamı rahatlık demekmiş.
Açılımı şöyle; keyifli, rahat, ılık bir atmosferde sevdiklerinizle birlikte olmanın sıcaklığı ve arkadaşlarla vakit geçirmenin verdiği his. 
Çok hoş değil mi?

Buraya kadar okuyan herkes için arkadaşımın el verdiği dileği size aktarayım; yeni yılınız gezelligheid ile dolu olsun.



Bir sevdiğinle şu ışıklı pencerelerin arkasında olmak, oradan soğuk ve yağmurlu sokağa bakarken, elindeki sıcak içecekten bir yudum almak gibi, mesela...

*Kartın arkasındaki CATH TATE ismini, logosunu internette arayınca çok tatlı bir hikayeye rastladım. 
1980'lerden beri üreten bir kadın sanatçı ve artık kızıyla devam ettirdiği kart tasarım işinin gelişimi, bugünü.  
Meraklısı için yukarıdaki isme tıklamak yeterli.

Cuma, Aralık 26, 2025

ARA-LIK - 11. Yazı - Biri Var...

Yağmurlu ve rüzgarlı bir gündü, en iyisi müze gezmek dedim. 
Tate Modern'e en kolay Thames Link ile gidersin dedi, yeğenim.
İstasyonu tarif etti, kaçıncı perondan hangi hat trenine bineceğimi anlattı bir güzel.
Bineceğim tren ben gelmeden az önce gitmiş, yenisini beklerken biraz oyalandım, çevremi izledim, bekleyen yolcular hakkında düşündüm.
Karşı hattın duvarındaki bir yazıyı görünce gülümsedim; "seni önemseyen biri her zaman vardır" yazıyordu.
Böyle moto mot çevirince pek şiirsel olmuyor, ama verdiği duygu hoşuma gitti.
Belki de yadellerde bir tren istasyonunda beklerken bir hoş hissettim ve birisini bana bunu söylermiş gibi düşündüm.
Herkesin onu düşünen, ona bu duyguyu hissettiren birisi olmalı hayatında, o birisi biriciği olmalı. 
Evet, öyle. 
Olmalı. 
 

Aslında bu not, bir yardım kuruluşunun anonsu imiş.
Altta sol köşede bununla ilgili ayrıntılar var.

Çarşamba, Aralık 24, 2025

ARA-LIK - 10. Yazı - Eee, Daha Daha Nasılsınız?

Londra defterini kapattım ve İstanbul defterinin yarım kalan sayfalarını hemen açıp, doldurmaya başladım; zira gündelik hayat devam ediyor, tamamlanması gereken bir dolu iş var.

Yolculuğa çıkmadan hemen önce kitaplığımda Virginia Woolf'un Londra Manzaraları başlıklı bir kitabını bulmuştum, yıllar önce almış ve okumuşum, hiç hatırlamıyorum. 
Dergilerde yayınlanmak üzere yazılmış, Londra caddeleri, rıhtımları, kiliseleri, insanları üzerine denemeler diye tanımlayabilirim. Uçakta giderken ve dönerken okuyup bitirdim.

Yine tam yolculuk öncesi Maggie O'Farrel'ın yazdığı roman Hamnet'i dinlemeye başlamıştım. 
Londra saatine bir türlü uyum sağlayamayıp, İstanbul saatiyle uyanmaya devam ettiğim için, sabah erken saatlerde uzun uzun Shakespeare'nin genç yaşta ölen oğlunu, ikizini,  karısını ve onun ailesini,  zamanın İngiltere'sine bizi götürerek anlatan bu romanı dinleyerek geçirdim.
Globe tiyatrosun nehrin güney kıyısının önemli noktalarındaki yeni yerini ve yangından önceki yerlerini görmek de, yazarın anlattığı  zamanının ruhunun zihnimde bir parça  olsun canlanmasını sağladı.  

Şimdi bunları yazdıktan sonra öğrendim, aynı isimli ve 2025 tarihli bir film var, kadro şahane, bulup izlemeli.


On gün öncesinin güneşli bir Londra pazarından,
Hemen her meydancıkta olan Christmas alış veriş mekanlarından birinin yanı başındaki heykelli havuz; Chelsea, Sloane Meydanı, Venüs Çeşmesi,
Ortamda inanılmaz bir şenlik var, kış güneşi altındayız. 

Pazar, Aralık 21, 2025

ARA-LIK 9.Yazı - Pazar Günü Yürüyüşü


Havanın ılık ve mevsimine aykırı gitmesi burada da bitkileri şaşırtmış olmalı, bu mevsimde yeşil ve tomurcuklu çalılar bunu göstermiyor mu diye düşünmüştüm.
Araştırınca gördüm, mercan renkli bu çalının adı snowberry imiş, anlaşılan bu mevsimde bu formda olması normal.



Yürürken gözümüze çarpanlardan, eczane olmalı,
Tarihi bir bina, 1777'den bugüne.



Prenses Diana'nın düğününün de yapıldığı pek ünlü Saint Paul Katedrali, yan cepheden.



Borough markete uğramadan olmaz, pazar gezmesi kalabalığı ve uzayan yiyecek satın alma kuyruklarına rağmen, hem de.
Arka planda ünlü gökdelenlerden The Shard bulutların arasında kalan zirvesiyle gözüküyor.

Perşembe, Aralık 18, 2025

ARA-LIK 8. Yazı - Müze Gezisi Ardından İçilen Bir Fincan Kahve

Bugünkü havada yapılacak en iyi iş kapalı mekanda olmaktı, öyle yaptım ve 25 sene önce eski bir elektrik üretim merkezinden dönüştürülerek açılmış, çağdaş sanat müzesi Tate Modern'i gezmeye gittim.
Gezdim dolaştım, çıkmadan bir yorgunluk kahvesi içeyim dedim.

Türk kahvesi içmeye tercih ederdim, yoktu, Cafe için eksiklik bence.
Aman canım, ben de capucino içerim.
Klasik eserlerin sergilendiği müzeleri gezerken daha az yoruluyorum, modern sanat müzelerinde çağdaş sanatçının neyi anlatmak derdinde olduğunu anlamaya çalışmak zihnimi yoruyor. Gerçi bacaklarım her türlü yoruluyor o ayrı.


Türk kahvesi demişken, "Guerilla Girls" isimli anonim bir sanat oluşumunun eserlerinin yer aldığı yerde şu yukarıdaki çalışmayı görmek hoş  bir tesadüf oldu.



Müzeden karşı kıyıya Snt. Paul Katedraline bakış.
Hava öyle kapalı ve yağmur bulutları o kadar yere yakın ki görüntüye grinin beş tonu diyebiliriz, renk yok zira.



Müzeden sonra nehir kıyısından yürümeye devam ettim ve pek ünlü yiyecek içecek pazarı Borough  markete ulaştım.
Benim gibi yiyecek çeşitlerine meraklı ve dünyanın diğer ülkelerinde insanların neler yediklerini öğrenmek isteyen birisi için hazine değerinde bir yer olduğunu söylemeliyim; beklediğimden daha iyiydi. 

Bugünün gezmesi hem göze hem damağa şenlikti, kısacası.

Salı, Aralık 16, 2025

ARA-LIK 7. Yazı - Kırmızı Otobüsler, Underground İstasyonu, Binalar


Olmadı, eski hatıralarım bir türlü bugünle denk gelemedi.
Belki sadece şu bizim deyişimizle metro Londralıların deyişiyle underground istasyonlarını hatırladım. İlginç bir not ekleyeyim, resmi adı underground olsa da günlük konuşmada "tube" diyorlar.

Metro demişken, bizim metrolar çok daha ferah ve genişler. Burada hem vagonlar hem alanlar pek dar ve kıvrımlı.



İşte eskiden kalma, korunan yapılardan bir örnek, eski ve ünlü Liberty mağazasının bulunduğu bina.
Yanındaki pasajında içinde arka tarafta ünlü bir lokantada bulunuyor.




Regent Street üzerinde sıralanan kunt binalar ve caddeden geçen şehrin alameti fabrikası sayılacak kırmızı iki katlı otobüsler.
Diğer özel taşıtlar olan siyah taksiler ve caddeyi dolduran insan kalabalığı kadraja girmemiş, nasılsa.


Yediğimiz içtiğimiz faslından en İngiliz öğün, fish and cips; galetaya bulanıp kızartılmış (İskoçyada avlanmış, oradan geliyormuş) kuzey denizi balıkları ve olmazsa olmaz eşlikçisi kızarmış patates.


Pazar, Aralık 14, 2025

ARA-LIK 6.Yazı - Londra'dan Sevgilerle

Son defa 1992'de Kasım ayında Londra'ya gelmiş, (ondan öncesinde 87'de ve 88'de daha uzun süreliğine gelmiş, gezmiştim) bir kaç gün kalmıştım.
Üzerinden 33 sene geçtikten sonra dün tekrar İngiltere'nin başkentine ulaştım. Bu defa yeğenime misafir geldim.
İlginç olan şu ki yeğenim Edinburg'da iken (6 sene önce) yani ilk gidişimden 32 sene sonra oraya gitmiştim. 
Tarih tekerrür mü ediyor? 


Aradan geçen zamanda şehir öyle çok değişmiş ki,  henüz tanıdık bir yerde bulunmadım desem abartmış olmam.
Bugün dışarı çıkıp biraz gezindiğimiz sırada metro hatlarının isimlerini hatırlamaya başladım, bir iki güne durak isimlerini de hatırlamayı umuyorum.



Şehir şıkır olmuş ve senenin en kısa günlerini en uzun gecelerini karşılamaya hazır artık.
Diğer taraftan yağmurlarıyla ünlü şehirde havanın az bulutlu ve gökyüzünün açık olması hoş bir sürpriz oldu.

Bakalım geçmişe ait anılar ne zaman nasıl canlanacak?

Cuma, Aralık 12, 2025

ARA-LIK 5. Yazı - Bu Akşam Gün Batarken Gel...

diyerek başlayan şarkı,
" Sakın geç kalma, erken gel..."diyerek devam eder.
Dün şarkının tersine bir yolla, gün batarken yola koyuldum.

Asmalımescit'te kızımla buluşmak için karşıya geçmek üzere Kadıköy iskelesinde motor beklerken bir festival  başladı ki adına günbatımı festivali desek hiç hatalı olmazdı.

Bazen günbatısındaki kızıllık bir kaç dakika gönül çalar ve sonra kaybolur gider. 
Oysa bu defa renkler turuncu tonlarından başladı, kızıla geçti, bordo ile lacivert karıştı ve sonunda gece siyaha teslim oldu. 




İskeledeyken bir kaç fotoğraf çektim, çocuklara ve İstanbul aşıklarına gönderdim. 
Motora binince önce alt katta oturdum, gel gör ki dışarıda cümbüş devam ediyor, üst güverteye çıkmak ve açık havada o renklere içinden tanık olmak şart oldu.

Üst güverteye  çıkınca gördüm, bu günbatımının büyüsüne kapılmayan yok. Herkes elindeki telefonlarla bir kaç güzel kare yalamanın peşinde.
Bir iki kare çektim ben de, sonra boşver anı ölümsüzleştirmeyi,  bak, seyreyle, bu anı kaçırma diyen aklıma uydum, iyi de yaptım.



İstanbul'dan başka nerede yaşanır bu güzellik?
Söyleyin lütfen...


Çarşamba, Aralık 10, 2025

ARA-LIK 4. Yazı - Buna Gri mi Diyorsun?

Demeyeydim, iyiydi aslında!
 

Öğlen saatlerinde motorla Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçiyordum. Oğlum ve gelinciğime yukarıdaki fotoğrafı gönderdim ve altına "gri bir İstanbul günü" yazdım.
Oğlum gözyaşı emojisi ekleyerek, "bu gri mi?" yazdı. 
Çocuk haklı, Hamburg'un kış gökyüzü kurşuni duruşlu olmalı. Günler bizden kısa, bize göre çok kuzeydeler, haliyle renk  tanımlamaları ciddi değişkenlik gösteriyor. 



Üstelik motor Üsküdar'a yanaşırken başımı sola çevirip, Boğaz tarafında gri ve daha gri arasındaki farktan daha fazlasının  olduğunu, güneşin ışık saçar halini görünce, coğrafyamıza içten sevgilerimi gönderdim.
Oysa, henüz iki üç saat öncesinde metrobüsle köprü üzerinden Anadolu'dan Avrupa'ya geçerken gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı.

İstanbul'u durup durup yine yeniden sevmemiz boşuna değil.

Pazar, Aralık 07, 2025

ARA-LIK 3. Yazı - Nar Tanesi Nur Tanesi

Devamı şöyle gelir "annesinin bir tanesi". Çocukken annem arada sırada bize şarkı makamında bunu söylerdi.
Bir de çocuklukta sevdiğim bilmecelerden "çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane"yi hatırlarım.
Asıl en sevdiğim şiir dizesini yazmadan olmaz, Birhan Keskin'den  "dürtme içimdeki narı, üstümde beyaz gömlek var".

Nereden geldim böyle nara güzellemeye dersiniz, az önce iki tane narı soydum, ayıkladım. 
Şimdi ellerimde nar kabuğunun burukluğunu hissediyorum, sarımsı boyasının izi iki gün parmaklarımda kalacak. 

Son yıllarda, belki on yıldır, eski geleneklerden nardugan bayramını anmak ve yılın en uzun gecelerine denk gelen  son günlerinde, yeni yılın bereket getirmesi dileğiyle nar kırmak adeti hatırlanır oldu.
Bir kaç kere kırılan yeri boyamak pahasına açıktan kırdıktan sonra, narı bir naylon torba içine koyup kırmanın daha mantıklı olacağına karar vermiştim. 
Geçen sene nar kırmadım galiba, hatırlamıyorum.



Yılbaşına ya da nardugan günlerine daha vakit var,
Gerçi sayılı gün çabuk geçer, 
Bir bakarsınız nar bereketi dilemek zamanı gelmiş.

Perşembe, Aralık 04, 2025

ARA-LIK 2. Yazı - Yükselen Binalar Aşınan Hayatlar

Bugün her zaman geçtiğim yollardan birinden yürüyorken düşünüyordum. 
Son iki senedir çevremizdeki alanlarda yeniden hızlanan inşaat furyası nedeniyle bir çeşit yoksunluk çekiyorum. Belki de çoğumuz böyle hissediyordur, bilemiyorum.
Hissettiğim yoksunluk, bir tür kendimi yadırgamaya kadar varan çevremi yadırgama hissinden kaynaklanıyor, sanırım.
Sokaklar, mahalleler o kadar hızlı değişiyor ki! 
Bir bakıyorum, bir binanın  önüne bir inşaat tabelası asılmış, bir kaç gün sonra daireleri boşalmaya başlamış, derken kapılar, pencereler sökülmüş, ardından  alüminyum veya tahta perde ile etrafı çevrilmiş, önündeki kaldırım taşları kaldırılmış, yerine alelusul beton dökülmüş.
Bunu takip eden iş, binanın üzerine çıkarılan ekskavatörlerle etrafı toz toprak içinde bırakarak gürültüyle yıkılması oluyor.
Yıkım sonrası bir süre sessiz ve hareketsiz günler, haftalar geçiyor. 
Derken bir gün kocaman aletlerle toprak kazılmaya, sert zemine denk gelindiyse takatakatatka sesleri eşliğinde delinmeye başlıyor.
Temel kazısı tamamlanınca inşaat işçilerinin hummalı faaliyetleri başlıyor, demirler yerleştiriliyor, temel atılıyor, yeni gürültü nesnesi olarak beton pompaları çalışmaya başlıyor.
Katların çıkılması tamamlanınca gürültülü faaliyetler nispeten azalıyor ve binanın sıvanması, katların iç donanımlarının yapılması işlerine geçiliyor.
Sonra bir gün o her zaman yürüdüğüm yolda bir yadırgama hissiyle başbaşa kalıyorum, zira binanın önündeki tahta ve metal perde kaldırılmış ve bahçe düzenlemesi işlerine geçilmiş oluyor.
Ne kadar düşünürsem düşüneyim, bir türlü hatırlayamıyorum; orada daha önce nasıl bir bina vardı, kaç katlıydı, altındaki dükkan ne satardı...
Ve böylece bu hızlı değişimleri yaşayıp öylece geçerken, belki de hiç farkına varmadan hayatımız bir çeşit aşınmaya uğruyor.
Tuhaf zamanlardan geçiyoruz, tuhaf.



Şu güneşin altındaki bankta otursak, ağaca, denize baksak biraz içimiz geçse ve uyandığımızda daha mutlu olduğumuz bir zamanda bulsak kendimizi. 
Olur belki...

Pazartesi, Aralık 01, 2025

ARA-LIK 1.Yazı - Tatlı Yiyelim Tatlı Konuşalım

Sevgili seri yazılar kaptanımız Mindmills blogunun sahibesi Neslihan K. ilk ARA-LIK yazısını yazdı ve yeni seriye yol gösteren fikrini ortaya koydu. 
Şöyle yazdı Üç Şehrin Hikayesi'ni anlatırken:
Düşünmüş düşünmüş ve demişim ki;
Ve sonra bugün yılın son serisinin ilk yazısına şurada başladı.
Kendisini takip etmek zevkini kaçırmamak için, koşuşturmalı bir günde ilk yazıyı postluyorum. 

Eskiden Ekmekcikız'da çok daha sık yazarken, Aralık ayında genellikle bir hesaplaşma, bir döküm yaptığımı hatırlıyorum. İlerleyen yazılarda tekrar dönüp oralara bakacağıma, o hesaplaşmalardan pay çıkaracağıma eminim.

Bugünlük size eskiden yapmayı çok sevdiğim ve yine bloglardaki  etkileşimle tarifini bulduğum, denediğim bir tatlıdan söz edeceğim.
Geçenlerde kızım anne ayva tatlısı yapar mısın deyince, hemen tarif defterimi karıştırdım. Aa! Yok, bulamadım! Sonra aklıma geldi ve sevgili blogumda aradım ve işte karşımda eski yazı, denenmiş tarif, mis gibi ayva tatlısı.
Tarih 2009 yılı ve aylardan Aralık tabii ki!




Denemek isterseniz, tarif eski yazının yukarıya eklediğim linkinde yer alıyor.
Yukarıdaki fotoğraf, son yaptığım tatlının pişmiş hali.
Tam mevsimi, kısık ateşte uzun sürede pişmesine sabır gösterin ve sonucu tadın, pişman olmayacaksınız.

Ufak Not:
Bu defa ayvaların göbeğine sadece karanfil değil, tarçın ve yıldız anason da koydum, pişerken çıkan kokuların nefasetini tanımlamak güç, doğrusu.